lys etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
lys etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ocak 2016 Pazar

NEDEN "HIZLI OKUMA" YAPMALIYIZ?

Son günlerde en çok duyduğum soruların başında geliyor:
"- Hocam, neden hızlı okuma yapmalıyız?"
Gelişen ve değişen dünyada, son 10 yılda neredeyse hiç bir şey eskisi gibi kalmadı. Özellikle akıllı telefonların, tabletlerin, bilgisayarların bu kadar fazlalaşması ve yine bu kadar kolay ulaşılabilir olması, bu teknolojik cihazlara sahip olmayan kimseyi bırakmadı.
Bu teknolojinin mirası da bizlere, dikkat dağınıklığı ya da diğer adıyla hiperaktivite oldu. Geçen 10 yılda neredeyse 10 çocuğun 2'sinde bu duruma rastlanırken, şimdilerde sayı 6-7'ye kadar çıkmış bulunmakta maalesef.
Haliyle bu durumda öğrencilerin okuma ve anlama hızlarını geriletiyor. Yapılan çalışmalar gösteriyor ki, günümüzde okuma hızı geçen yıllara oranla çok daha düştü ve anlamayı da bir o kadar azalttı. Bu duruma bizzat ben de şahit olmaktayım. Öğrencilerin son yıllarda en çok şikayet ettiği derslerin başında Türkçe geliyor çünkü, neredeyse en fazla zaman harcadıkları ve yine en fazla yanlış yaptıkları ders oldu.
TEOG, YGS, ALES gibi sınavlarda okumaya yönelik soruların hem çok zaman alması hem de çok fazla yanlış yaptırması öğrencileri baya zorlamakta. Bunun önüne geçebilmek için de öğrenciler daha fazla test sorusu çözüyor fakat yine de pek bir ilerleme katedemiyorlar.
Hızlı Okuma Nedir?
Hızlı okuma, ilk defa 2. Dünya Savaşı sırasında İngiliz Pilotların kendi uçaklarını vurmaması için, uçakların üzerindeki harfleri- stres anında da- hızlı bir biçimde okuması için denenmiş. Elde edilen başarı şaşırtıcı derecede yüksek olunca, savaş sonrasında hızlı okumaya uyarlanmıştır.
Normal (vasat) bir okur dakikada 150-200 kelime okumaktadır. Okuma hızı düştükçe -sanılanın da aksine- anlama hızı da düşecektir. (Bir çok öğrenci hızlı okunduğunda anlamadığını savunmaktadır.) Unutmayalım ki, göz hiç bir zaman beyinden daha hızlı çalışamaz.
Hızlı okuma sayesinde, anlayarak okuma hızınızı 2-3 kat geliştirerek tüm okuma sorunlarınızdan kurtulabilirsiniz. Bu sayede hem hızlı okuma yöntemlerini öğrenip hem de okuduklarınızı daha iyi anlayabilirsiniz. Etkili okuma sistemi 4 adımdan oluşup, okuyucu için okuma hızını ve okuduklarını anlama yeteneklerini geliştiren, gereksinim duyulan bilgiye hızlı bir biçimde ulaşmalarını sağlayan bir sistemdir. Uygulamanın tam anlamıyla uygulanmasıyla, 2-5 haftalık bir süre sonunda, okuyucunun hız grafiği ortalama 2-4 kat arttığı gibi, anlama yeteneği de önemli ölçüde yükselir. Bu şu anlama gelir: Hızlı okuma tekniklerini uygulayan bir okur "20 saatte 4 adet 450 sayfalık bir kitabı bitirebilir."
Peki, nasıl hızlı okuruz?
Bir eve yukarıdan bakıldığında bakış net ve kapsayıcıdır. Böyle bir durumda evin odaları bir şey ifade etmiyorken evi olduğu gibi görürüz. Tam bu noktada asıl olan bakış açısı ve onun kapladığı alandır. Aynı şekilde ağaçlık bir arazide, ağaç şekillerini ona ait yer şekillerinde ortalama ne kadar ağaç olduğunu algılayamayız. Hızımız da ifadesiz kalır, ancak bakış açımızı genişlettiğimizde (kuş bakışı) tüm bu özellikleri kavramamız daha kolay olur. Bütün, başlı başına bir tektir. Parçaların toplamı şeklindeki tarif bile yeterli bir ifade değildir. Çünkü her bütün kendisinin parçasıdır. Örneğin; sayfa sözcükler yanında bütündür, kitabın yanında parçadır. Eğer paragrafları parça olarak kabul edersek ve bu tekniklerle çalışmalarımızı hızlandırırsak yol kat ederiz.
Kısacası, okumaya yeni başlayan bir çocuğa, gün gelip de harfleri bir bütün olarak göreceği, tek tek hecelemeden okuyabileceği söylendiğindeki şaşkınlık, çoğu kimse için de "hızlı okumada" yaşanmaktadır. Hızlı okuma bir tekniktir ve çalışmayı gerektirir. İstenildiğinde çok hızlı okuyabilen öğrencilerim olduğu için sizlere, imkansızı değil yapılabiliri anlatmak istedim.

Sedat Yılmaz
Türk Dili ve Edebiyatı
Öğretmeni

26 Kasım 2015 Perşembe

Anlayarak Hızlı Okuma Eğitimi Üzerine

Normal bir okur dakikada 250 kelime okuyabilir. Bu da ortalama bir kitap sayfası demektir. Tabi ki daima zaman, mekan şartlarını da göz önünde bulundurmak gerekli. Dakikalar ilerledikçe, stres arttıkça dikkatin daha fazla dağılacağını ve bununla birlikte gözle görülür biçimde hem kelime okuma sayısının düşeceğini hem de anlama oranının azalacağını kabul etmek gerekir. Peki, bunun bir çaresi var mı?
Son bir kaç yıldır "Anlayarak Hızlı Okuma" dersleri verdiğim öğrencilerden aldığım dönütler, bunun mümkün olduğunu gösteriyor. Dakikada 150-200 kelime ile başlayıp daha sonraları dakikada 450-500 kelimeye kadar çıkan hatta daha fazlasını bile başaran öğrencilerim oldu. Öğrendikleri sayesinde şimdilerde hem hızlı okuyorlar hem de daha fazlasını anlıyorlar.
"Hızlı Okuma" nasıl yapılır?
Hızlı okuma ilk defa 2. Dünya Savaşı sırasında Alman uçaklarını tanıyıp kendi uçaklarını vurmamaları için İngiliz Pilotlarına öğretilmiş. Elde edilen sonuçlar gerçekten de şaşırtıcıymış. Çünkü stres anında bile insanların çok hızlı okuyabildiklerini ispatlamışlar.
Göz hiç bir zaman beyinden daha hızlı çalışamaz.
Bizler okumaya harfleri tanıyarak başladık. Zaten bizde olan sesleri bir takım şekillere soktuk ve onlarla okumaya geçtik. Şimdi ilk okumaya başladığınız zamanları hatırlamaya çalışın. Kelimeleri nasıl da heceleyerek yavaş yavaş okuyordunuz. Sonra kelimeleri bir bütün halde görmeye başladınız ve bugün sanırım hiç biriniz hecelemeden okuyabiliyorsunuz.
Hızlı okumaya gelirsek, nasıl ki harflerin bütününden kelimeleri tek tek görebiliyorsunuz, yapılan özel bir takım çalışmalar neticesinde cümleleri de artık bir bütün olarak görebilirsiniz. Kulağa biraz garip ve zor geldiğinin farkındayım, ama  siz şimdi gelin bunu yeni yeni hecelemeye çalışan bir çocuğa, zamanla kelimeleri nasıl tek parça göreceğini anlatın.

Bir zamanlar/ yazılarını yazmak üzere/ okyanus sahillerine giden/ aydın bir adam/ varmış.
            1                         2                                          3                                 4                5

 Çalışmaya başlamadan önce/ sahilde/ yürüyüş yaparmış.
                      6                              7                      8
Yukarıda hızlı okuma çalışma metinlerinden bir örnek aldım. İlk zamanlar her bir kelimeyi tek tek okurken yaklaşık 2 haftalık bir çalışma neticesinde, numaralanmış her bir paçayı tek seferde okuyabileceğinizi biliyor musunuz? 18 kelimeyi 9 parça halinde okuduğunuzu hayal edin. İsterseniz yaklaşık 2 hafta sonra bile şu an okuduğunuzun 2 katı kadar hızlı okuyabilirsiniz. 
Peki, nasıl?
Öncelikle sabırlı olmanız gerekli. Hemen bir anda olacak bir şey değil. Yıllardır edindiğiniz bir alışkanlığı bir anda bırakacağınızı sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Ve unutmayın ki göz kaslarınız hala çok zayıf. Gözlerinizin de kaslardan oluştuğu gerçeğini kabul edersek, önceliğimiz göz kaslarının güçlenmesi olacaktır.

A4 kağıdının bir başına 1 sonuna da 2 şeklinde aşağıya doğru 3,4,5,6... devam ettirin.

1 ................................................................................................. 2
3 ................................................................................................. 4
5 ................................................................................................. 6

Bunu elinizdeki kağıdın sonuna kadar devam ettirin. Ve sırayı karıştırmadan tek tek rakamlara bakın. Tekrar tekrar ve yine tekrar... Gözleriniz sulanmaya başlayacaktır. O zaman kapatın ve bir süre dinlenmesine müsaade edin. Sonra tekrar aynı hareketleri kaldığınız yerden yapmaya devam edin. Bunu her gün yapacaksınız. Ama yatmadan önce değil. Gün içerisinde. Kendinizi henüz çok fazla yormamışken. Bunu 1 hafta kadar devam ettirdikten sonra, hem daha rahat yapabildiğinizi hem de gözünüzün eskisine göre çok daha geç sulandığını fark edeceksiniz. Göz kaslarınız güçleniyor artık.
Bu ve bunun gibi bir çok çalışmayla okuma hızınız 2 ya da 3 kat daha artacaktır.

Sedat YILMAZ
fsedatyilmaz@gmail.com

15 Kasım 2015 Pazar

YGS Maratonunda Sıkılanlar Okusun!

12. sınıflar, tekrar sınava hazırlananlar biliyorum sıkıldınız. Haklısınız da! ama şu an emin olun ki sınava girecek yaklaşık 2 milyon adayın tamamına yakını sıkıldı. İçinde Türkiye derecesi yapacak olanlar da var, çok az çalışıp hiç iddiası olmayanlar da. Ve işte şimdi çok önemli bir dönemeçte bulunuyoruz. Bu virajdan sonra sizi bir düzlük bekliyor, yeter ki bu virajı sağlıklı bir şekilde geçin!
Havaların erken kararması, sonbaharın artık kışa doğru yavaş yavaş yol alması nihayetinde öğrencilerin de psikolojisini bozuyor. Yazdan beri ders çalışan öğrenciler artık sıkıldı, haliyle çalışmak istemiyor. Özellikle geçen 1-2 hafta içerisinde okullarda yapılan yazılı sınavlar da öğrencilerin iyice yorulmasına ve motivasyonunun bozulmasına neden oldu. Bu durum adeta bir sinir harbi. Ve bu harbi başarıyla atlatan her bir öğrenci sınavda başarılı olacak. Yeter ki düzenini, ritmini bozmadan devam edebilsin.
Yıllardır yaptığınız tüm çalışmalar, istediğiniz iyi bir üniversiteyi kazanabilmek içindi, biliyorum. Artık sizler de kendi hayatınızı yaşamak istiyorsunuz ve üniversite sınavı da bu yolda en önemli engellerden birisi. Bu engelin de hayatınızdan çıkmasına yaklaşık 4 ay kaldı. Gelecek 4 ayı en iyi şekilde programlayabilen öğrenci istediği başarıyı yakalayacağına hiç şüphem yok.
Haftalık ders programı hazırlayın!
Çok sıkıldığınız, bunaldığınız için programlarınızı da haftalık hatta 2-3 günlük bile yapabilirsiniz. Bu aralar sizlerin de gelgitleri olduğu için uzun süreli programların uygulanabilirliği bir hayli zor olacaktır.
Soru hedefleri koyun!
Kendinize günlük, haftalık soru hedefleri koyun. Her günün sonunda bu hedefinize ne kadar yaklaştığınızı ya da ne kadar aştığınızı hesaplayın ve bu bilgiler ışığında ertesi gün için tekrar bir hedefleme yapın.
Bu aralar sürekli konu çalışmak yerine, çalıştığınız konulardan bol sorular çözün!
Sürekli konu çalışmak zaten iyice bunaldığınız şu dönemde sizi daha fazla sıkacaktır. O nedenle, biraz daha soru çözüm ağırlıklı bir program hazırlayabilirsiniz.
Gelecek 4 haftayı eksiksiz atlatabilen başaracaktır!
Bu durum sürekli devam etmeyecektir. Mevsim dönmesi, saatlere biyolojik olarak alışma durumu vs üst üste gelince yaklaşık 4 hafta sonra öğrenciler de bu duruma tekrardan alışacak ve uyum gösterecektir. Bu nedenle, gelecek 4 haftayı ne kadar az zararla atlatırsanız o kadar başarılı olacaksınız.

2 Kasım 2015 Pazartesi

Ders Çalışma Programının Önemi Üzerine

YGS'ye 5 ay gibi bir süre kaldı. Kimi için bu 5 ay çok uzun bir zamanken kimi için de oldukça kısa bir zamandır. Ama işin aslına bakarsak 5 ay yeterince iyi değerlendirildiğinde tam anlamıyla yeterli bir süredir. Bunun için ders çalışma programı hazırlamak ve bu programa harfiyen uymak elbette çok büyük bir önem arz etmektedir.
Peki, bir program nasıl hazırlanır? 
Hele de şu ana kadar hiç program hazırlamamış bir öğrenci için?
En büyük hatalardan birisi işin kolayına kaçmak ve hemen rehber öğretmenden sizin adınıza bir program hazırlamasını istemek olacaktır. Bu bir nevi vicdan rahatlatmaktır aslında. Ben yapamıyorum sen yap, olmazsa senin suçun olsun. Olursa bak ne kadar da disiplinli çalışıyorum.
Kimseye bir şey ispat etmek zorunda değilsiniz, bunu sakın unutmayın. Bu hayat sizin ve sorumluluğunuzu elinize alın. Kendi programınızı kendiniz oluşturun.
Peki, nasıl?
Öncelikle size tavsiyem bugünden itibaren elinize bir kalem alın ve her anınızı not edin. Öncelik olarak kendi rutininizi öğrenmek işinizi çok kolaylaştıracaktır. Kendinizi uzaktan izlemenizi sağlayacaktır. Bakın bakalım siz bir hafta boyunca ne yapıyorsunuz? Sabah kaçta uyanıyor? Ne kadar süreyi kahvaltıya ayırıyorsunuz? Akşam kaçta evde oluyor, saat kaçta ders başına geçebiliyorsunuz? Bunlar çok önemli ayrıntılardır. Şayet bu ayrıntıları bilirseniz kendinize çok verimli bir program hazırlarsınız. Program hazırlarken dikkat etmeniz gereken bir kaç önemli hususu şöyle belirtmek isterim.
1. Kendinize kesinlikle boş zaman ayırın. Dinlenme olmadan yapılacak bir çalışma ASLA verimli olmaz. 50 dk ders 10 dk dinlenme mesela ilk iki ders için olabilir. Sonrasında arayı 20 dk yapabilirsiniz. Malum zaman geçtikçe yorgunluk artacaktır. Ama dinlenme aralarında TV, telefon vs hep bunlarla vakit geçirmeyin. Çünkü bunlar da sizi yoracaktır. Mümkünse karanlık bir odada 4-5 dk gözlerinizi dinlendirin.
2. Konu çalışacaksanız, erken saatlere konu koyun. Ama bir gün boyunca sadece konu çalışmayın. Kesinlikle her konunun ardından soru çözerek, çalıştığınız konuyu destekleyin.
3. Soru hedefiniz olsun. Günlük- haftalık- aylık soru hedefleriniz olsun. Bu hedefleri yakaladıkça kendinizi ödüllendirin.
4. Ders çalışırken ASLA müzik dinlemeyin. Evet şu an dikkatiniz dağılmıyor olabilir ama siz farkına varmadan kendinizi klasik olarak müzik sesine şartlıyorsunuz. Gerçek sınavda müzik dinleyemeyeceksiniz, asıl o zaman dikkatiniz dağılacaktır.
5. Hedefinize bağlı olarak size tavsiyem günde en az 4 saat en fazla da 8 saat ders çalışmanız. ( Hafta sonu ya da boş günlerinizde bu değişebilir ve biraz daha artabilir.)
6. Her gün ders çalışın. Az da olsa her gün çalışın. Bir günlük ara bile konsantrasyonunuza mal olabilir.
7.Hazırladığınız programı ailenize ve rehber öğretmeninize göstererek onların da fikirlerini kesinlikle alın. Son halini verdiğiniz programınızın bir örneği herkesin görebileceği bir yere asın. Mesela buzdolabı üzerine olabilir.
8. Sonuncusu ve belki de en önemlisi kendinize KESİNLİKLE kitap okumak için zaman ayırın. Günde yarım saat olabilir, 20 dk olabilir ama mutlaka okuyun! Bunun her branş adına faydasını göreceğinizi size garanti ederim. Yatmaya yakın ya da bir ders arasında değil. Gün içinde bir ders gibi kendinize kitap okumak için zaman ayırın!

NOT: "Ders çalıştığınız ortam" günde 4-5 saat harcadığınız bir yer olduğu için orayı kendi zevkinize göre tasarlayın. Çok renkli ya da renksiz yapmayın. Dikkat dağıtıcı unsurlar bulunmasın. Mümkün olduğunda derli toplu çalışın. Çünkü siz farkına varmasanız da beyin bir süre sonra o dağınıklık nedeniyle daha fazla yorulacaktır. En önemli tavsiyelerimden birisi de hedefinizi çalıştığınız yerin tam karşısına puanıyla birlikte asmanız. Bu puanı almak için de kaç net yapmanız gerekiyor altına yazın. Ara ara yapmanız gereken netlere bakın ve bu size çalışmanız için motivasyon olsun.


Sedat YILMAZ
Eğitim Danışmanı

11 Ekim 2015 Pazar

Psikoloji Tercih Etmek İsteyenler Okusun

      
        Son günlerde Hukuk dışında hangi alanlarda tercih yapabiliriz diye sorular gelmeye başladı. Bu konuyla ilgili olarak size bugün burada, psikoloji bölümünden bahsetmek istiyorum.
         Psikoloji okuyan her öğrencinin yanıldığı temel konulardan birisi ya PDR öğretmeni olacakları ya da bir muayenehane açarak hasta tedavi edeceklerini sanmasıdır.
Bu 2 temel yanlışı hemen düzeltmek isterim,
1.       PDR öğretmeni olmak için üniversitelerin PDR alanlarını tercih etmek gereklidir. Psikoloji bitiren birisi pedagojik formasyon almadan öğretmen olamaz.
2.       Muayenehane açıp hasta tedavi edebilmek için TIP fakültesinden mezun olunmalı ve yüksek ihtisas olarak psikoloji alanı tercih edilmelidir.

           Peki, psikoloji okuyan birisi ne yapar?
          Ben kısaca size, bir mezununun ne yaptığını anlatayım ve siz kendiniz karar verin.
Bilgi üniversitesinden mezun bir öğrenci yüksek lisans bitirme tezi olarak psikoloji alanında bir alet tasarlar. Bu aletin amacı reklam filmi izleyen insanların, filme verdikleri tepki duyarlılıklarını ölçmektir. İzlediğiniz reklam filmleri karşısında yüz mimiklerinizin oluşturduğu gerilim, sizin o filmi beğenip beğenmediğinizi göstermektedir. Böylece, reklam filminin gerçekten de işe yarayıp yaramayacağı tespit edilebilecektir.  Sonrası bu kişi tasarladığı aletin patenti de alarak bir reklam ajansına bunu satar ve baya yüklü bir miktar para alır. Kısaca burada size anlatmak istediğim, psikoloji insanın olduğu her alanda vardır ve insanla ilgili her işi yapar. Nasıl diyeceksiniz? Mesela bir giyim firmasında yeni tasarlayacakları bir t-shirt için bir psikoloğun fikrini alırlar. Hangi rengin ne kadar fazla tercih edileceği ile alakalı. Ya da kurumsal bazda çalışan bir şirketin personel alım departmanında, işe yeni alınacakların o iş için uygun olup olmadıkları konusunda fikirleri alınabilir. Reklam ajanslarının psikoloji alanından ne kadar faydalandıklarını hiç düşündünüz mü? Burada size örnekleri daha da çoğaltabilirim. Ama psikoloji bilimi hemen her alanın ihtiyaç duyduğu bir bilim dalıdır. Bu nedenle, bu alanda okuyan ve kendisini yetiştiren birisinin iş bulma konusunda hiç de zorluk yaşayacağını düşünmüyorum. Yeter ki araştırın, düşünün ve farklı olanın peşinden gitmesini bilin.



Daha fazla sorunuz için,

fsedatyilmaz@gmail.com

27 Ağustos 2015 Perşembe

12. Sınıflar Okuyun!!!




Dershane, okul, özel etüt merkezi, özel ders vs. derken 12. sınıflar için yeni yıl artık başladı. Bu sene de geçen senelerden çok da farklı değil. Sınavı sistemi değişeceğine dair dedikoduları bir yana bırakırsak, geçen seneki sınavın aynısını göreceğiz. Peki, bu seneki sınav soruları nasıl olacak?
Geçen senelerden çok farklı olacağını düşünmüyorum. Her sene sorular daha da soyut kavramları barındıran, öğrencinin ifadesiyle daha zor sorulardan oluşuyor. Ama geçen sene yaşanan fiyaskoyu tekrar yaşamamak adına öğrencilere özellikle kitap okumalarını tavsiye ediyorum.
Türkçe son birkaç senedir sınavın belirleyicisi oldu. Türkçeden yüksek net yapan bu sınavın da kazananı olacaktır. Türkçe ve matematik iki ana branş olarak karşımıza çıkıyor. Ve yine ilginç olanı şu ki öğrenciler en çok sosyal dersler de zorlanıyor. Çünkü okumuyorlar.  Okumadan kazanmak çok zor. Biliyorum çok konu eksiğiniz var, çok soru çözmeniz gerekiyor ama bir o kadar da okumanız lazım. Son sene size kitap okumayı sevin demeyeceğim, adeta soru çözer gibi belirli aralıklarla kitap okuyun. Tavsiyem şu ki her gün en az 40 dk. kitap okuyun!

Her kitabı okumayın. Özel olarak ilgilenenler benimle irtibata geçsinler ki ben de onlara kitap tavsiyesinde bulunayım.

Sedat Yılmaz
Eğitim Danışmanı

fsedatyilmaz@gmail.com

29 Temmuz 2015 Çarşamba

YGS- LYS için Soru- Cevap Bölümü


Yeni bir öğretim sezonu daha başlamak üzere, bir aydan biraz daha uzun bir zaman kalsa da son sınıfta olup da sınava hazırlanan öğrenciler için yakında uzun bir maraton başlayacak. Bu sene birbirinden farklı birçok muammayı içinde barındıran bir sene olacağa benziyor. Öncelikle, dershaneler koca bir sorun olarak önümüzde duruyor. Milli Eğitim kapandı dedi AYM’ler bu yasayı iptal etti. Şimdi ne olacağı koca bir muamma. Şimdiden dershaneler kayıt almaya başladı. Dershanelerden okullara dönüşen kurumların kafası karışık. Ne olacağı meçhul, hiçbir yetkili yeterli bir açıklama yapamıyor. Tek söylenen: “Siz merak etmeyin, sizi mağdur etmeyeceğiz.” Geçen sene yaşanan TEOG skandalından sonra bu söz, maalesef pek de inandırıcı gelmese de gelecek ne gösterecek hep birlikte göreceğiz.
Aşağıda bana gelen sorulardan derlediğim soru- cevap bölümü bulunuyor.
Soru: Peki, bizler bu sene ne yapacağız?
Cevap: Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, siz öğrenciler olarak kulaklarınızı her türlü olumsuzluğa tıkayın ve sadece işinize bakın. Ders çalışmaktan başka bir çareniz yok. Unutmayın ki sistem ne olursa olsun sadece çalışan kazanacak. Şimdiye dek böyle oldu, bundan sonra da böyle olacak.
Soru: Hocam ne çalışalım? Sınav sistemi de değişir mi?
Cevap: Şayet sistemi köklü bir şekilde değiştirecek olsalardı şimdiye kadar haber vermek zorundalardı. Bu saatten sonra köklü bir değişim beklemiyoruz. Ufak tefek değişiklikler olabilir ama bu da sizi etkilemeyecektir. Bu sebeple, YGS ve LYS çalışabilir, çalıştığınız konularda da soru çözebilirsiniz.
Soru: YGS mi LYS mi önce çalışalım?
Cevap: İlk sınav YGS olacağı için öncelik olarak YGS çalışmak zorundasınız elbette. Ama matematik, fen gibi sayısal ağırlıklı dersleri YGS sonrasına bırakırsanız yetiştiremezsiniz. Bu nedenle, sayısal dersleri şimdiden çalışmaya başlamanız, sizin faydanıza olacaktır. Edebiyat, coğrafya gibi sözel dersleri YGS sonrasına da bırakabilirsiniz.
Soru: Edebiyat- Coğrafya şimdiden çalışsak faydamıza olmaz mı?
Cevap: Edebiyat- Coğrafya gibi sözel dersler, ezbere dayalı dersler oldukları için şimdiden ezber yaparsanız çabuk unutursunuz. YGS’den sonra bu dersleri çalışmak için zamanınız olacak. Ama sizi tavsiyem şu ki, edebiyat gibi dönem sorularının ağırlıklı olduğu dersler için şimdiden dönemlerin genel bir şablonunu çıkarın. Yani şöyle izah edeyim, resminin bütününü gözünüzün önünde canlandırın. Büyük başlıkları oluşturun, YGS sonrası da alt başlıkları hızlıca doldurur ve başarılı olursunuz.
Soru: Günlük kaç saat ders çalışmak yeterli olacaktır?
Cevap: Yaz ayları şu günlerde, Türkiye’de en sıcak günlerini yaşıyor. Bu durumda ders çalışmayı olumsuz etkiliyor. Günde ortalama en az 2 en fazla da 4-5 saat çalışmak yeterli olacaktır. Hala sezonun açılmasına vakit var. Bu nedenle, kendinizi çok fazla yorup sıkmayın aksi halde çabuk sıkılır ve ders çalışmayı erken bırakırsınız. Ağustos ortasından sonra yavaş yavaş günlük çalışma ritminizi yükseltmeniz faydanıza olacaktır. Ağustos sonunda günde en az 4 en fazla da 6 saat çalışmaya başlamanızı tavsiye ederim.
Soru: Nasıl çalışma yapalım? Soru mu çözelim? Konu mu çalışalım?
Cevap: Ne kadar eksiğiniz olduğunu elbette en iyi siz bilirsiniz. Bu sebeple, eğer çok konu eksiğiniz varsa, konu öncelikli bir çalışma takvimi oluşturun. Ama konu eksiğiniz çok yoksa bol soru çözerek pratik yapın. Günde en az 100 soru çözmeye çalışın. İyi olduğunuz konularda gereğinden fazla vakit harcamayın, daha az iyi olduğunuz konularda soru çözün. Ama çözemediğiniz soruları kesinlikle çözdürün. Sakın es geçmeyin. Unutmayın, çözemediğiniz soruların çözülmesi size konuyu öğretecektir.
Daha fazla soru için:




Sedat YILMAZ
Eğitim Danışmanı

19 Haziran 2015 Cuma

Nasıl Tercih Yapmalıyım?


YGS-LYS SONRASI NASIL TERCİH YAPMALIYIM?
Evet, bir YGS-LYS maratonunun daha sonuna gelmiş bulunmaktayız. ÖSYM tercih zamanın da açıkladığına göre şimdi, asıl meseleye; tercihlere yönelelim. Nasıl tercih yapacağız? Tercihleri yaparken nelere dikkat etmemiz gerekli?
Her sene üniversite sınavına giren öğrencilerin 4 te 1’ini okuduğu bölümü değiştirmek isteyen üniversite öğrencileri olduğu gerçeğini göz önünde bulundurursak, sanırım ne kadar önemli bir aşamaya geldiğimizi anlamış oluruz.
Tercih öncesinde birkaç hususta hatırlatma yapmak istiyorum.
Öncelikle aday kendisine ait kırmızıçizgilerini net çizmeli,
Mesela YGS-LYS Başarı durumunuz (puanınız ya da başarı sıranız), Ailenizin ya da sizin ekonomik gücünüz, Becerileriniz – Kabiliyetleriniz, İstek ve amaçlarınız? Nasıl bir hayat yaşamak istiyorsunuz? Cinsiyet vb. değişmezleriniz, nelerdir? Karar vermeniz gerekli.
Daha sonra kendinize şu soruları sormanız gerekli;
YGS-LYS yüzdelik dilimi, Bu bölümü okumanın sizin iş bulmanıza ve hayatınızı kazanmanıza faydası var mı, olacak mı? Bu bölümü okurken ya da bu bölüme bağlı bir işte çalışırken neler yapacaksınız, ne türlü fedakârlıklarda bulunmanız gerekebilir. Günümüzde şartlar gittikçe zorlaşmaktadır. Şimdi gençsin yarın bir gün 40-50 yaşına geldiğinde bu mesleği yerine getirebilecek misin? Meslek büroda mı icra ediliyor sahada mı bunları iyi düşünmek gerekir. Yarın bir gün bu işte yükselmenin imkânı var mı? Meslekler yapı olarak birbirinden çok farklıdır. Mesela muhasebeci sayılarla uğraşır öğretmen ise öğrenciyle. Bu bakımdan mesleğin konusu sizin için ne kadar ilgi çekici? İyi olmadığınız alanlardan bölüm seçmeyin. Sırf bir bölüm tercih etmek için tercih etmeyin, mezun olduktan sonra ne iş yapmak istediğinizi şimdiden düşünün ve okuyacağınız bölümün size ne kadar fayda sağlayacağını hesap etmeye çalışın. ( Bu konuda en iyi rehber, hâlihazırda bu işi yapanlara danışmanız olacaktır.) Türkiye gerçeklerine sırtınızı çevirmeyin. Mesela her yıl ortalama işletme bölümünden 30.000 kişi mezun olmaktadır. Bu kadar fazla mezunun olduğu bir ortamda, işletme tercih edecekseniz çok kritik hesaplamalar yapın ki, 30bin içerisinde bir farkınız olsun. Tercih edeceğiniz üniversitenin yabancı dil, staj imkânları gibi artılarını iyi araştırın.
Evet, şimdi yukarıdaki sorulara cevap verdikten sonra şimdi tercih aşamasına geldik sayılır,
1.      Okumak istediğiniz bölümlere karar verin. Birbirinden bağımsız her daldan tercih yapmak yerine hedef meslek grubunuzu belirleyin ve alanınızı mümkün olduğu kadar daraltın.
2.      Sakın şehir tercih etmeyin. İlla bir şehir olsun diye diretmeyin. Üniversitelerin artılarını göz önünde bulundurun. Size katacakları artılar hangi üniversitede fazlaysa o şehri seçin. Nedir bu artılar kısaca değinmek istiyorum: a. Yabancı dil olanakları, b. Staj imkânları, c. Yurtdışı imkânları, d. Mezunlarının iş bulma oranları
3.      Seçeceğiniz işi yapan birisinin yanında mümkünse en az bir gün geçirmeye çalışın. Ya da işi yapan birisiyle reel ya da sanal ortamda irtibata geçerek, kendisine sorular sorun.
4.      Bir mesleği popüler diye seçmeyin. Ya da üniversiteyi sırf popüler olduğu için seçmeyin. Size hemen kısaca yaşanmış bir hikâye anlatmak istiyorum. 2004 senesi Türkiye’de ilk 100’e giren bir öğrenci, rehber hocasının yönlendirmesi ve üniversitenin popülaritesinden etkilenerek Boğaziçi üniversitesi moleküler biyoloji ve genetik bölümünü tercih etmiş. Bölüme başlayınca fark etmiş ki bu işi Türkiye’de yapabileceği bir mecra yok. Yurtdışına gitmesi gerekli. Ama Boğaziçi ders notları konusunda çok kısır davranıyor. Öğrencinin ortalaması beklediğinden düşük gelmeye başlamış, malum yurtdışında not ortalaması hayati önem taşır. Kendisi bunu fark edince daha fazla zaman kaybetmeden Koç üniversitesine yatay geçiş yapmış. Şimdilerde kendisi Amerika’da Newyork University’de doktora yapıyor. Bu nedenle, tercihinizi yaparken sadece markaya aldanmayın. Ürün kalitesine de bakın.
5.      Vakıf üniversitesi ve devlet üniversitelerini çok iyi araştırın. Özellikle paralı okuyacak öğrencilerimiz unutmasın, size söyledikleri ücret yıllıktır ve her yıl zamlanacaktır.
6.      İkinci öğretim nedir? Öğrencilerin maalesef bilmedikleri konuların başında da bu geliyor. İkinci öğretim adı verilen öğretim şekli, derslerin öğleden sonra özellikle de 5’ten sonra başladığı öğretim şeklidir. Diplomada hiçbir şekilde ikinci öğretim yazmaz. Sadece harç ücretleri 1. Öğretim okuyan öğrencilerden alınmazken 2. Öğretim öğrencilerinden normalin biraz üstünde alınır. Ama staj imkânı ya da part-time çalışmak için daha ideal okuma şeklidir, diyebiliriz.

Son olarak tercih sırasında yapılan yanlışlardan bahsetmek istiyorum;
1.      Bölümlerin kılavuzda yazılı olan özel şartlarını okumadan tercih yapmak,
2.      Vakıf üniversitelerinin yanlışlıkla önce paralı olanları yazmak,
3.      Daha az istenen bölümü önce yazmak,
4.      Daha düşük puanlı olan bölümü başa yazmak, ölü tercih oluşmasına neden olacaktır.
5.      Her alandan bölüm yazmak, TM-3, SAY-1 vb.
6.      Hep aynı başarı sırasındaki bölümleri yazmak,
7.      PİŞMAN OLUP okumayacağımız bölümleri yazmak
8.      Sınavsız geçiş hakkı olmayanların, sınavsız geçiş hakkı olanların bölümlerini yazması,
9.      Yurtdışı denkliği olmayan üniversitelerin bölümlerini yazmak,
10.  Tek tercih yapmak…
“Yukarıda sıraladığım yanlışlar geçmiş yıllarda rastladığımız öğrenci yanlışlarıdır.”

Bin bilsen de bir bilene danış diye boşuna dememişler. Okullardaki, dershanelerdeki rehber öğretmenlerinizi görüşlerine başvurun. Her söylenene elbette inanmayın. Size gösterilen yola hemen, hiç düşünmeden girmeyin. Sizi, en iyi yine siz bilirsiniz. Bu yüzden içinizdeki sesi dinlemek bazen kar getirebilir. Korkmayın, endişeye kapılmayın. Zor olanı zaten hallettiniz, şimdi karar verme zamanı. Tercihleri akıllıca yaparsanız, hayata her zaman 1-0 önde başlarsınız. Bu hususta, aklıma gelenleri yazmaya çalıştım. Yine de merak ettiğiniz, sormak istediğiniz bir şeyler olursa her zaman yanınızdayım.

fsedatyilmaz@gmail.com

Sedat YILMAZ
Eğitim Danışmanı



17 Haziran 2015 Çarşamba

Türkçe Netleri Nasıl Artar?



Soru: Hocam, son birkaç senedir Türkçe sınavı soruları zorlaşmaya başladı? Bu konuda nasıl bir önlem alabiliriz? Ne yapalım da biz Türkçe netlerini artıralım?
Cevap: 2012 senesinde, dönemin Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı gazetecilere yaptığı bir açıklamada şunları söyledi: “ Bizlerin, çağın şartlarına uygun artık okuyan, okuduğunu anlatan, ifade kabiliyeti güçlü bireylere ihtiyacımız bulunmaktadır.” Bu aslında o dönemde dikkatleri üzerine çeken bir açıklamaydı; ama maalesef çoğu kişi bu ayrıntıyı kaçırdı. O dönem öğrencilerime yoğun olarak kitap okumaları yönünde telkinde bulundum, bana ne kadar kızsalar da ödevlerimi okuma- anlamaya dayalı olarak verdim. Şimdilerde o dönemki yaptığımız uygulamaların semeresini almaktayız.
Sınav sistemi öğrencileri okumaktan uzaklaştıran sadece teste dayalı bir başarıya itmektedir. Bu sebeple de öğrencilerin okumasını beklemek gerçekten de çok zor. Onlar da haklı, katılıyorum. Ama işte son birkaç senedir gelen Türkçe soruları, kitap okumadan bu işin olamayacağını ispatladı. Elimden gelse öğrencilerin derslerinden birisini kitap okuma ve anlatma dersi yapardım. Böylece kendilerini ifade kabiliyeti gelişecek ve çok yönlü düşünebileceklerdir. Kitap okumak sadece bir hobi ya da boş zaman aktivitesi değil, kişinin kelime hazinesini zenginleştiren en önemli etkinliklerin başında gelmektedir. Unutmayın ki, kelimeleriniz kadar düşünebilirsiniz. Yani kısaca ne kadar çok kelime bilirseniz o kadar çok düşünebilir, o kadar zekânızı kıvrak kullanabilirsiniz. Bunun da yolu ancak ve ancak okumaktan, daha çok okumaktan geçiyor.
Bazı öğrencilerin çok okuduğunu fakat yine de başarılı olamadığını duyuyorum. O zaman ben de hemen hangi kitapları okuduğunu soruyorum. Maalesef çoğu-çeviri- fantastik romanlardan ibaret. Kurtlar, vampirler vs. anlatan bu kitapların sizlere katabileceği tek şey okuma alışkanlığı olacaktır. Yemek öncesi tatlıya benzettiğim bu kitaplar bir süre sonra size fayda yerine sadece zarar verecektir. Elbette okuma alışkanlığı gelişmemiş bir çocuğun- kontrollü olarak- bu kitapları okuması faydalı olacaktır, ama ilk fırsatta edebi anlamda daha doyurucu eserlere yönelmek gerekir. Biliyorum öğrencileri bu konuda vazgeçirmek çok zor. Hatta kimi zaman bunları söylediğimde bana “dinozor” muşum gibi bakıyorlar; ama ben yine de doğru bildiğimi söylemek zorundayım.
Sizi düşünmeye sevk edecek, edebi eserlere yönelirseniz nihayetinde hem dünya görüşünüzü zenginleştirecek hem de başarınızı taçlandıracaksınız. Yeni nesle ben “tablet nesli” diyorum bu nedenle, okumaktan ve maalesef düşünmekten çok uzak bir nesil olarak yetişiyorlar. Artık istedikleri her şey ellerinin altında. Tek tıkla istedikleri bilgiyi anında elde ediyorlar. Bu da onların düşünmelerinin önündeki en büyük engel. Bu süreçte okumak bu fasit daireyi kıracak tek güç diye düşünüyorum.
Şimdi sorumuzun cevabına dönelim, okumadıkça Türkçe soruları daha zor gelecektir. Ne kadar çok soru çözseniz de gördüğünüz yeni bir kavram karşısında şaşırıp kalacak ve kaybettiğiniz zamanın yanında korkarım doğru yaptığınız soruların netlerini de kaybedeceksiniz. Saygılarımla.



Sedat Yılmaz

Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

6 Haziran 2015 Cumartesi

Yeni 12. Sınıflar Ne Zaman Ders Çalışmaya Başlıyoruz?


2015 YGS oldubitti derken şimdilerde, yakın bir zamanda LYS var ve bu senelik maraton son bulmuş olacak. Akabinde tercihler, yerleştirmeler vs. derken sırada yeni 12. Sınıfların bu koşuşturmacası başlayacak. Şu günlerde öğrencilerin yaşadığı en büyük kafa karışıklıklarından birisi de “ne zaman ders çalışmalıyız?” sorusu üzerine.
Seneye malum dershaneler kapanıyor. Okullar, etüt merkezleri vs. bu görevi yerine getirmeye çalışsa da profesyonel anlamda ne kadar faydalı olacakları bir tartışma konusu, bunu zamanla göreceğiz ve o zaman değerlendireceğiz. Şimdilik öğrencilerin neler yapabileceğini konuşalım.
Yaz ayları öğrenciler için en büyük handikapların başını oluşturuyor. Yeni bitmiş bir senenin ardından hiç durmadan çalışmaya devam etmek, öyle her babayiğidin harcı değil açıkçası. Gerçi sınavın da asıl meselesi bu zaten, çalışan ve çalışmayanları ayırt edebilmek.
Şunu belirteyim ki yaz aylarını çalışmadan geçiren birisi, üniversiteyi kazanmayı öyle çok ciddi biçimde hayal etmesin. Çünkü dananın kuyruğu önümüzdeki birkaç ay içerisinde kopacak. Eylül ayı geldiğinde hazır bir öğrencinin yıla başlaması ile henüz yeni başlayan bir öğrencinin arasındaki farkı gelin siz hesap edin. Şunu da belirteyim ki, bu sınav iki aşama, yani ekim- kasım ayı itibariyle ikinci basamak sınava da bir yandan hazırlanmak gerekli. Belki yüzdelik olarak hesap edildiğinde ilk aylar ikinci basamak sınav çok yer tutmasa da zamanla birlikte bu yüzdeliği artırmada fayda var.
Yaz ayları, üniversiteye gidecek ve gitmeyecek öğrencileri ayıran en önemli parametrelerden birisi açıkçası. Herkesin tatil yaptığı bu zamanları en verimli şekilde geçiren bir öğrenci, bunu semeresini sınavda alacaktır.
Peki, yazın nasıl ve ne kadar çalışalım?
Gerçeklere göz yummaya gerek yok. Biliyorum yoruldunuz, sıkıldınız. Uzun ve yorucu bir yılın ardından tatil elbette hakkınız. Zaten aksini düşünmek sadece ‘safdillik’ olur. Hem de bu durum sene içerisinde daha çabuk yorulmanıza ve bıkmanıza neden olacaktır. Bu nedenle, yazın elbette tatil yapmak ve dinlenmek gerekli. Ama her şeyin bir adabı var. Bu sene tatili adabınca yapacaksınız, kısacası. Yani tatil ağırlıklı değil çalışma ağırlıklı bir yaz geçirmeniz gerekiyor. Elbette gün içerisinde kendinize zaman ayırın. Hatta bir yerlere kaçamak bile yapabilirsiniz. Ama gittiğiniz her yere bir test kitabı muhakkak götürün. Elinizin altında bir test kitabı olması sizin meseleden uzaklaşmadan kalmanızı sağlayacaktır. Ve elbette tatili bir haftadan fazla uzatmak beraberinde bir takım sıkıntıları da getirecektir.
Kaç saat çalışalım?
Bence normal bir günde “ciddi hedefi olanlar için” dört saat çalışmak idealdir diye düşünüyorum. Yok, daha hafif hedeflerim var diyorsanız, 3-2-1 şeklinde siz sıralayın. Ama hepsini birden çalışmayın. Günü ikiye bölün mesela, sabahtan iki akşamdan iki şeklinde olabilir. Kimi zaman bu 4 saat 5-6-7’e çıkabilir; ama tavsiyem şu ki bunu üst üste birkaç günden fazla yapmayın. Sıkılırsınız, devamında ders çalışmaktan soğuyabilirsiniz. Kimi zamanda bu aşağı doğru bir ivme gösterir ve birkaç gün 1-2 saat ders çalışabilirsiniz. Ama size önerim her gün ders çalışın. Az olsun ama her gün olsun.
Strese gerek yok. Yapacaksınız!
Merak etmeyin sizden öncekilerde bu yoldan geçti. Hatta hala geçmeye çalışıyorlar. Bu yüzden canınızı sıkmayın, paniklemeyin. Çalışın. Eksiklerinizi giderin, bol soru çözüp pratik yapın. Neticesinde siz de karşılığını alacaksınız. En önemli düsturunuz bu süreçte SABIR olsun.

Sedat YILMAZ
Eğitim Danışmanı

17 Mayıs 2015 Pazar

LYS'de Sona Yaklaştık!

Çok uzun zamandır hazırlandığınız sınava sayılı günler kaldı evet, LYS’den bahsediyorum. İlkokuldan beri hazırlandığınız tüm sınavlar, gireceğiniz bu sınava endeksliydi. Şimdi son sınav olacak ve neticesinde bir bölüm ve üniversite tercih edeceksiniz. Devamında da bu bölümden mezun olacak ve hayatınızı bu meslek üzerinden şekillendireceksiniz.
Her sene ülkemizde milyonlarca öğrenci bu sınava giriyor. Kimisi istediği puanı alıp istediği alanı tercih edebilirken maalesef kimisi de sadece puanının yettiği ve daha önce hiç düşlemediği bölümlerin kapılarını aralıyor. Bugün kısaca sizlere, “son ana gelmişken neler yapmalıyız? Kalan zamanımızı nasıl değerlendirmeliyiz”den bahsedeceğim.
Geçen gün konuştuğum bir öğrenci- kendisi YGS’de ilk bine girdi- çok sıkıldığını, son ana yaklaştıkça daha fazla heyecanlandığını ve hatta korktuğunu ifade etti. Bu gayet normal bir durum. Şimdilerde bütün öğrencilerin içerisinde bulunduğu halet-i ruhiyeyi özetleyen bir reaksiyon gösterdiği. Biliyorum, çok klişe olacak ama stres ve heyecana lüzum yok. Unutmayın ki, yalnız değilsiniz. Bu sınava sizinle birlikte yine yüzbinlerce öğrenci girecek.
YGS’de zaman yetmezken şimdi zaman artacak, dikkatli olmalı.
YGS’de az zamanda çok soru çözdünüz. Bütün dersleri aynı anda çözmek zorundaydınız. Bir yandan coğrafya ile uğraşırken diğer yanda kimya sorularıyla cebelleştiniz. Ama şimdi sadece tercih ettiğiniz sınava girecek ve azami şekilde konsantre olacaksınız. Bu nedenle, sonuna kadar sabırlı olmalı, bilmediğiniz soruların üzerinde çok fazla zaman kaybetmeden ve aynı zamanda çok fazla yorum yapmadan bildiğiniz sorulara yönelmelisiniz. Hemen her sene karşılaştığımız bir tablo var ki o da, bilmediği soruya yorum yapmak suretiyle bulduğu şıkkı işaretleyen öğrencilerimiz var. Bu sizi yanlışa götürecektir. Eğer bilmiyorsanız boş bırakın. Fazla zaman bu sınavda sizin için bir handikap oluşturabilir. Erken bitirip doğru yaptığınız sorular üzerinde de tekrar yorum yapmanıza neden olabilir. Eğer eminseniz tekrar dönüp o soruya bakmayın.
Gündelik ritminizi bozmadan, sonuna kadar devam edin.
Gündelik yaşamınızda çok radikal değişiklikler yapmayın. Sabahları çok erken saatlerde kalkıp da gece geç saatlere kadar çalışmak size fayda vermeyecektir. Elbette saatlerinizi artırabilirsiniz; ama birden değil yavaş yavaş bir artırım yapın. Arada dinlenmek, çok fazla olmamakla birlikte kısa yürüyüşler yapmak, egzersiz hareketleri yapmak faydanıza olacaktır. Aman deyim ağır spordan sakının!
Ezberlerinizi fazlalaştırın
Sona yaklaştık, malum. Artık edebiyat gibi coğrafya gibi ezber ağırlıklı derslerinizde son ezberlerinize ağırlık verin. Unutmayın ki ezber çabuk unutulur ve bu nedenle, sürekli tekrar faydanıza olacaktır. Şu ana kadar notlar çıkarmışsınızdır, bunları sık sık okuyarak tekrar yapın.
Kulaklarınızı olumsuz her türlü bilgiye kapatın!
Delinin biri kuyuya bir taş atmış kırk akıllı çıkaramamış, maalesef bazen, bizler de bu pozisyonda kalıyoruz. – sınav bu sene çok daha zor olacakmış, - edebiyata yeni konu eklemişler vs. bu tarzda söylentiler eminim şu günlerde çoğalmıştır. Ama şunu bilin ki bu sadece bir söylenti. Bu yüzden kulaklarınızı tıkayın ve sadece hedefinize odaklanın. Eğer kulaktan dolma bilgiler ciddi manada canınızı sıkıyorsa, bunu bir bilene danışın ve kafanızdaki soru işaretlerinden kurtulun.
İnanın başaracaksınız, daha önce de başardılar siz de başaracaksınız!

Sedat YILMAZ
Eğitim Danışmanı

16 Nisan 2015 Perşembe

Üniversite Tercihi Nasıl Olmalıdır?

Az bir zaman kaldı. LYS yapılacak ve ardından tercih karmaşası, nereyi tercih etsem? Özel mi devlet mi? Hangi şehir? Hangi bölüm vs.?
Kısaca birkaç hususa dikkat çekmek istiyorum, öncelikle tercih edeceğiniz üniversitenin imkânlarını iyi değerlendirin. Staj imkânları nelerdir? Yurt dışı olanakları var mıdır? Varsa hangi ülkeler ve üniversiteler? Mezunlarının iş bulma oranları? Bu soruların cevaplarını alır ve iyi analiz yapabilirseniz, nihayetinde hayal ettiğiniz geleceği yaşamak sizin için zor olmayacaktır.
1.       Staj bir üniversitenin olmazsa olmazıdır.
Günümüz dünyasında üniversite diploması çoğu şirket için bir kâğıttan öte anlam taşımamaktadır. Önemli olan ise, sizin öğrencilik süresince yapacağınız stajlardır. Ancak ciddi kurumlarda, şirketlerde staj yapabilmek sanıldığı kadar da kolay değildir. Bir defa herkes buralarda staj yapmak istemektedir. Bu nedenle, okuduğunuz üniversitenin yapmış olduğu anlaşmalar sizlerin işini kolaylaştıracaktır. Üniversite tercihi öncesinde staj olanaklarını sorgulamak, ileride sizin işinizi gerçek anlamda çok kolaylaştıracaktır.
2.       Yurt dışı olanaklarını iyi değerlendirmek gerekli.
Küreselleşen dünyada sınırlar çoktan kalktı, artık bir ülkenin değil dünyanın vatandaşı olmak önem arz ediyor. Bu sebepten ötürü, üniversite öğreniminin en azından bir kısmını yabancı bir ülkedeki üniversitede okumak eskiye oranla çok daha önemli olmuştur. Bu husus kişisel olarak gerçekleştirilmeye çalışıldığında, oldukça zor bir prosedürle karşılaşmanıza neden olacaktır. Tercih edeceğiniz üniversitenin yaptığı anlaşmalar sizin yurt dışı eğitiminizi kolaylaştıracak böylece, iş hayatına çok daha hazır olarak girmenizi sağlayacaktır. Yurt dışı eğitimi sanıldığı kadar pahalı bir eğitim değildir. Doğru zamanda yapılacak doğru hamlelerle Türkiye’deki eğitimden bile daha ucuza getirmek mümkündür. Bir defa burs olanaklarının çok iyi değerlendirilmesi gerekiyor ki- bunun için-  üniversitelerin oluşturmuş olduğu departmanlar bile mevcuttur.
3.       Mezunların iş bulma oranları iyi incelenmeli, buna göre bir tercih listesi oluşturulmalıdır.
Üniversitelerin nihai amacı sizleri gerçek hayata hazırlamaktır. Dünya günümüzde, eskiye göre çok daha rekabetçi bir yer. Bu sebeple, iş imkânları daha karışık bir yapıya bürünmüş ve işe gireceklerin daha farklı özelliklere sahip olması beklenmektedir. Tercih edeceğiniz üniversitelerin mezun iş bulma oranları size tercih hususundaki en önemli ayrıntılardan birini oluşturacaktır. Bütün o stajların, yurt dışı eğitimlerinin, seminerlerinin amacı sizin daha iyi bir iş bulabilmeniz için. Peki, sizden önce bu üniversiteyi tercih edenler hangi işleri yapmaktadır?
Üniversite tercihi elbette yalnızca bu üç kriterle oluşturulmaz. “Yabancı dil eğitimi, öğretim üyelerinin kim olduğu…” gibi kıstaslar sizin listenizi belirlemeye imkân tanıyacaktır. En iyisi mi siz şöyle yapın, ne olmak istediğinize karar verin, sonra bu işi yapmak için hangi gereksinimlere ihtiyaç duyuyorsunuz onları belirleyin. Genelden özele değil de özelden genele doğru bir sıralama yapmakta her zaman fayda olduğuna inanıyorum.
Hala bir tercih yapamadıysanız, size bu konuda yardımcı olmak isterim.

Sedat YILMAZ
Eğitim Danışmanı

9 Şubat 2015 Pazartesi

YGS-LYS TARİH OLUYOR!

Milyonlarca genci ilgilendiren YGS-LYS 2015’teki dershane dönüşümüne paralel olarak değişiyor. 2016-2017 eğitim öğretim yılıyla birlikte TEOG’a benzer bir sınav geliyor. Birkaç temel dersten oluşan merkezi sınavlar yapılacak. MEB’in gerçekleştirdiği bu sınavlar, üniversiteye geçişte belli yüzdelerde ağırlık taşıyacak. Ders notlarının yanı sıra öğrencinin sanat, spor ve boş zaman etkinliklerinden oluşan ders dışı uğraşları da puanlandırılacak. Böylece öğrencinin düzeyi ve ilgi alanın da şekillenmesi hedefleniyor. Bu sınavların yanı sıra yılda belirli aralıklarla yapılacak merkezi sınavlardan da puan alan öğrenciler, tercihlerini bu puanlardan yapacak.
Sınav, performans ölçümlerinde teknolojiden faydalanılacak
Tablet bilgisayarlarla dersler, interaktif uygulamalar yapılacak. Ortak sunumları hem Hakkâri’deki hem de İstanbul’daki öğrenci aynı anda izleyebilecek. Böylece, ortak sınavlarda doğacak eksiklerin giderilmesi bekleniyor.
Performans eğitimine önem verilecek.
Özellikle Türkiye’de ara elemanda ortaya çıkan eksiği giderebilmek için, mesleki ve teknik liselere önemli bir görev düşüyor. Başbakan Davutoğlu’na verilen brifinge göre, mesleki ve teknik liselerin üniversitelere olan bağımlılıkları azaltılacak. İşveren kuruluşlar ve işadamları bizzat bakanlık ile ortak çalışarak çözüm üretecekler.
Toplamda 5 sınav öngörülüyor.
Yıl içerisinde 2 ay arayla toplamda 5 sınav yapılması planlanıyor. En yüksek puanla tercih yapabilecek. Üniversiteye girişte bazı bölümlerin taban puanları kaldırılacak. Direkt olarak öğrencinin lise notları ve performans notlarıyla girişi sağlanacak.
Açık uçlu sorular da geliyor
Sınavlarda test sorularının yanı sıra açık uçlu sınav soruları da sorulacak. Üniversitelerin kendi sınavlarını yapmasına da müsaade veren bu sistem, eskiden olduğu gibi tek bir sınavla öğrenci alımı yapmayacak.
Dil eğitiminin de sınavlara etkisi olacak
Dil eğitimi şimdilerde olduğu gibi kelime ezberleme ve gramer ağırlıklı bir sınavdan kurtularak, IELTS’de olduğu gibi dinleme ve konuşma kısımları da olacak. Üniversite sınavlarında özellikle yabancı dille eğitim veren üniversitelerde yabancı dil puanı da aranacak.
YÖK yasası değişiyor
YÖK yasasının değişmesiyle birlikte üniversiteler ders programlarını çağın şartlarına uygun şekilde belirleyerek, ihtiyaçları gidermeye çalışacak.


Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu 8 Ağustos 2012 tarihli toplantısı




Sedat YILMAZ
Eğitim Danışmanı

8 Kasım 2014 Cumartesi

YGS-LYS TARİH OLUYOR

Üniversite sınav sistemi neredeyse her yıl değişikliğe uğruyor. Tek sınavdı, ikiye çıktı, sonra 6’ya çıktı. Katsayıda sık sık değişiklik oldu. Bu yıl son kez YGS yapılabilir. Seneye adaylar yeni bir sistemle karşı karşıya kalabilir. Bu durumda da adayların kafası allak bullak. Çünkü, sınava hazırlık genellikle 2 yıl önceden başlıyor. Son bir yılda eksik kalanlar tamamlanıyor. Şimdi lise 2’de olan bir öğrenci, iki yıl sonra nasıl bir sınav sistemiyle karşı karşıya bilemiyor. Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, televizyondan açıkladı, 2016’da sistem değişebilir. 2015’te bambaşka bir format ile adaylar sınava girebilir. YGS ve LYS’nin yerini başka bir model alabilir.

YILDA İKİ SINAV OLACAKMilli Eğitim Bakanlığı yeni sisteme ilişkin çalışmalarını tamamladı. Yüksek Öğretim Kurumu’ndaki (YÖK) süreç ise devam ediyor.
Taslak çalışmaya göre ortaöğretime geçiş sisteminin bir benzeri üniversiteye geçişte de uygulanacak.
Lise öğrencileri temel derslerden yılda iki kez merkezi sınava girecek.
Üniversiteler öğrenci seçerken merkezi sınavların 4 yıllık ortalamasını esas alacak.
ÜNİVERSİTELER ÜÇ GRUBA AYRILACAKYeni sistemde üniversiteler a, b, c şeklinde üç gruba ayrılacak.
A grubu üniversiteler, merkezi sınav ortalamalarının yanı sıra öğrencilerin sosyal, kültürel, sportif becerilerine de bakacak. Tercih ederlerse kendi sözlü ve yazılı sınavlarını da yapabilecek.
B grubu üniversiteler, merkezi sınav ortalamalarını baz alarak seçecekleri öğrencilere isterlerse mülakat yapacak.
C grubu üniversiteler ise doğrudan lise genel not ortalamasına göre öğrenci alacak.
LİSE ÖĞRENCİLERİNE TABLET
Yeni üniversiteye giriş sisteminin 2016-2017 eğitim ve öğretim yılında lise birinci sınıf öğrencileri ile pilot olarak başlatılması hedefleniyor.
O tarihe kadar lise öğrencilerine tablet dağıtımını tamamlamayı planlayan bakanlık, sınavı tabletler üzerinden online olarak yapacak.
AÇIK UÇLU SORULAR GELİYOR!Test sınavlarla başlayacak uygulamada, 2019-2020 eğitim ve öğretim yılı itibariyle açık uçlu sorulara geçilecek.
Öğrencilerin okullarında tabletleriyle yanıtlayacağı soruları  Türkiye genelinde rastgele seçilecek alan öğretmenleri değerlendirecek.
Yeni sistemle birlikte süreci Milli Eğitim Bakanlığı'nın Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü ile Ölçme, Değerlendirme ve Yerleştirme Daire Başkanlığı yürütecek.

Kaynak: Ntvmsnbc, Hürriyet Haber



Sedat Yılmaz

Eğitim Danışmanı

Bir Eşit Ağırlık Öğrencisi Olarak Matematik Dersiyle Olan Sınavım :)

Bu başlığı açmamın temel sebebi, yıllardır gerek derslerine girdiğim öğrencilerim olsun gerek özelden bana mail, whatsapp mesajı vs. ile mes...