5 Ağustos 2015 Çarşamba

İstanbul Hukuk Fakültesine Giden Yolda-1

Şimdilerde İstanbul Hukuk Fakültesi’ni kazanmış bir öğrencimin sizlere geçen sene girmiş olduğu bir deneme sonucunu paylaşmak istedim. Aşağıda Eylül ayı itibariyle yapılmış bir denemesinin sonucunu görüyorsunuz. Maltepe yayınlarına ait bir denemeydi. Toplamda 83 Net yapan öğrencim gerçek sınavda da toplamda 79 Net yaptı. Sene içerisinde başka deneme sonuçları da elimde, onları da incelediğimde ortalama olarak 70-90 net arasında oynadığını gösteriyor. Kendisinin nasıl ders çalıştığına gelirsek, her denemeden sonra mutlaka çözemediği soruları çözdürür, eksik olduğu konular varsa onlara çalışır bol örnek çözerdi. Bir sonraki denemede hala o konuda yanlış yapıyorsa o zaman dersin öğretmeninden birebir isteyerek nerede yanlış yaptığını anlamaya çalışırdı. YGS sonrasında onu yaşlı gözlerle gördüğümde, (çünkü 40 binlerde kalmıştı) kendisine tek söylediğim bıkmadan ders çalışmaya devam etmesiydi. Tabii ki sınavın şokunu birkaç gün üzerinden atamadı. Sınavdan yaklaşık 3-4 gün sonra telefonla bana ulaşarak –hocam kaybedecek bir şeyim kalmadı, bu saatten sonra ne derseniz uygulamaya hazırım dedi. O zaman ben de kendisine kişisel bir program hazırladım. Programa harfiyen uyan öğrencim, 2 gün önce İstanbul Hukuk Fakültesi’ne kaydını yaptırdı, bana da whatsap üzerinden kimliğinin fotoğrafını ve altına gülücükle birlikte “teşekkür ederim” notunu paylaştı.
Mat: 13.00
Türkçe: 37.50
Geometri: 2.50
Tarih: 11.50
Coğrafya: 5.50
Felsefe: 7.00
Fizik: 0
Kimya: 1.00
Biyoloji: 0
Din Kültürü: 5.00
Toplam: 83 Net


Ben "Ne Yapabilirim?" Sorusuna Kısa Bir Cevap: "Samsung ve İnovasyon"


Nasıl oluyor da bir şirket balık, sebze- meyve satmak için kurulduktan sonra şimdilerde dünyanın en büyük elektrik- elektronik ihracatı yapan şirketi haline dönüşüyor?
Evet, Samsung’tan bahsediyorum.
1938 yılında Güney Kore’de kurulan bu şirket, kurulduğu günden itibaren, her gün daha da büyüyerek ve çıtasını yükselterek iş dünyasındaki yerini almıştır. Telefondan televizyona, inşaattan gemi yapımına kadar hemen her alanda çalışan Samsung, alanında bir numara olmayı kendisine hedeflemiştir.
Yıllık cirosu 187,5 (2012 cirosu) milyar dolan bu şirket yaklaşık 500.000 kişiyi de bünyesinde çalıştırıyor. Peki, bu başarının sırrı nedir? Nasıl oluyor da balık satmak için kurulan bir şirket şimdilerde birçok alanda dünya devi olmayı başarabiliyor? Her geçen sene başarılarına yeni bir başarı daha ekleyerek çıtalarını yükseltebiliyor?
Elbette, başarı tek bir açıdan değerlendirilemeyecek kadar girift bir yapıya sahiptir. Size, şu sebeple Samsung dünyanın bir numarası diyemem tabii ki. Emin olun zaten, bunu sadece ben değil, Samsung’un rakibi olan tüm şirketler de araştırıyordur. Ben, burada dikkatimi çeken birkaç hususa değinmek istiyorum sadece.
Yaşam Tarzı Araştırma Laboratuvarlarına yıllık 10,6 milyar dolarlık yatırım!
Evet, yanlış duymadınız yıllık olarak yaklaşık 11 milyar doları böyle bir amaç için yatırım yapmışlar. Samsung’un CEO’su Yun Jong Yong şirketin hantal yapısından arındırılarak müşteri odaklı bir yapıya büründürülmesi adına yoğun çaba sarf etmiş. Yong’a göre amaç; eğer müşteri odaklı çalışmaksa o halde, müşterileri yakından tanımak ve onların ne istediklerini bilmek hayati öneme taşıyor. Bu nedenle şirket, Londra, Yeni Delhi, San Francisco gibi dünya merkezlerine Yaşam Tarzı Araştırma Laboratuvarları kurdurarak insanların neler istediklerini yakından incelemektedir. Böylece, müşteri odaklı çalışan Samsung asla piyasadan kopmadan, ihtiyaçlara cevap vermeye çalışmaktadır. Yaklaşık 60.000 kişi çalıştıran Yaşam Tarzı Araştırma Laboratuvarları, Samsung’un inovasyona verdiği  önemin ispatı adeta.
Dünya her geçen gün bambaşka bir yeniliğe kapı aralamakta. Peki, biz Türkiye olarak acaba bu yeniliklerin neresinde duruyoruz? Sadece kullanıcı, alıcı olarak mı bu piyasada yer alacağız yoksa biz de bu yeni oyunun oyuncuları mı olacağız? Otomobilin ilk yapıldığı yılları hayal edelim, 1900’ler… Türkiye varlık-yokluk savaşı pençesinde, aradan geçen yıllar sonrasında otomobil piyasasına hâkim olan devletler oyunun kurucusu olarak da dünyaya yön verdiler. Şimdilerde oyun yeniden kurgulanıyor, bakın büyük devletlere ağır sanayi yatırımlarını kendi ülkeleri dışına taşıyorlar ve bilişim sektörüne yöneliyorlar. Uzak doğu artık eskisi kadar uzak değil, oyuna sonradan katılan bu oyuncu belli ki kısa süre içerisinde oyunun gidişatını değiştirecek. Rusya’yı bizler hala nükleer silah üreticisi olarak hatırlayalım, şimdilerde ülkede hatırı sayılır oranda bilişim sektörüne yatırım yapılıyor. Eğer bizler de üzerimizdeki bu ataleti kırmaz, kendimize gelmezsek yine sadece seyirci kalacağız. Gelecek “bilgi çağı” olacak, şöyle ki bu yazıyı okuduğunuz telefon, tablet ya da bilgisayarlar hayatımızın her alanında bizlerle. Adeta onlar olmadan yaşayamıyoruz.
“Ne” mi yapabiliriz?
İnovasyon sadece bilişim sektörünün ihtiyaç duyduğu bir kavram değildir. Hemen her sektörün ihtiyacına cevap verebilecek bir yapıya sahiptir. Mesela ben bir öğretmen olarak kendimi ele alayım, öğretmenlik sadece 40 dk. Derste çocuklara kuru bilginin aktarılması değildir. Hatta çok daha radikal bir çıkış olacak olacak bu öğretmenlik bile değildir. Bu sadece bilgi aktarımıdır ki, artık günümüzde akıllı tahtalar sayesinde zaten bu bilgi, o çocuklara rahatça aktarılabilmektedir. O halde öğretmen ne iş yapar? Bilgi aktarımı sırasında sınıfın düzenini mi sağlar? “– oğlum, kızım dur- sus” mu der? Peki değilse öğretmen kimdir? Ne iş yapar? İşte bu soruların cevabını inovasyon veriyor. Bir öğretmen başta branşına yönelik yenilikleri takip etse ve bunu derslerine tatbik etmeye çalışsa, devamında çalıştığı yaş grubuna yönelik yenilikleri takip edebilse, hem çok verimli bir öğretmen olabilecek hem de yaptığı işe olan saygısını tekrardan kazanabilecektir. Maalesef hepimiz biliyoruz ki, günümüzde en hantal meslek gruplarından birisi de öğretmenliklerdir. Bu nedenle de öğrencilerin dünyalarına temas edilememekte ve onlara bir yön tayin edilememektedir. Hayalleri olmayan bir nesil yetişmektedir. Geçenlerde yaşadığım kısa bir deneyimden bahsederek yazıma son vermek istiyorum. Bir vesile ile (üniversitenin adını vermek istemiyorum) üniversiteye gittim. Bahçede oturan gençlerin konuşmalarına istemeden de olsa kulak misafiri oldum. Mühendislik, iktisadi bilimler gibi alanın öğrencileri ağırlıklı bir gruptu karşımdaki ve tek konuları KPSS’ idi. O an nasıl bir hayal kırıklığı yaşadığımı sizlere anlatamam. Gencecik beyinlerin tek derdi, hayali KPSS olan bir ülkede belki de biz, çıta olarak Samsung’u önümüze koyarak büyük bir yanlış yapıyoruz. Ama yine de bıkmadan, usanmadan çalışmalıyız. Bunu da öncelikle kendime düstur edinmiş birisi olarak söylüyorum.  
Ataletimizi kırmalı ve çalışmalıyız. Kendi alanımızda, branşımıza bir numara olmayı hedeflemeliyiz. Ancak o zaman kalkınacak ve büyük bir ülke olacağız.

Sedat Yılmaz

Eğitim Danışmanı

4 Ağustos 2015 Salı

Karar Verin Gerisi Zaten Gelecektir. ( Örnek Bir Karar Verme Hikayesi )


Ne zaman tüm dünyayla entegre bir eğitim sistemine geçeceğiz? Küreselleşen dünyada bizlerde kendimize uygun bir rol bulabilecek miyiz? Bu ve buna benzer sorular çok uzun zamandır zihnimi meşgul etse de cevaplar çok uzakta değil. Sadece başımızı gömdüğümüz yerden kaldırıp önümüze bakmamız yeterli olacak.
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, ülkemizde uygulanan hali hazırdaki eğitim sistemi maalesef bu ihtiyaca cevap verebilecek yetkinliğe sahip değil. Sadece sınav merkezli bir ölçme- değerlendirme sistemi bizim değil yarınlarımıza, bugünlerimize bile karşılık verememektedir.
Sistemi değiştirmek kısa vadede mümkün görünmemekle birlikte iyice içinden çıkılmaz bir hal aldı. Peki, bizler ne yapacağız? Sadece eleştiren, şikâyet eden olarak mı kalacağız? Bunun bize maalesef hiçbir faydası bulunmuyor.  Krizleri fırsata çevirmeliyiz. Sistem ne kadar işlemese de bizler kendimize uygun sistemler oluşturarak işlevsel hale getirebilmeliyiz. Peki, nasıl?
Öncelikle ne yapmak istediğimize karar vermemiz çok önemli. Çünkü kararsız olan bir kimseye hiçbir rüzgâr fayda vermeyecektir. Karar vermek kabul ediyorum ki işin en zor kısmı. Çünkü bir kere karar verdikten sonra hedefinize emin adımlarla yürüyecek ve yılmadan, bıkmadan, usanmadan gideceğiniz yere varacaksınız. Biliyorum ki bu kaosta karar vermek de çok zor. Bu yazıyı okuyan sizlerin de şu an zihninden aynı şeyleri geçirdiğini biliyorum: “ Ben ne yapmak istiyorum? Biliyor muyum?”
Karar vermek en zoru dedim. Gerçekten de öyle. Özellikle ne istediğini bilmeyen birisinin karar vermesi çok zor. Hele de istediği şeyin tam olarak ne olduğunu bilmeden, onu elde ettiğinde kendisine ne fayda-zarar getireceğini bilmeden istemek.
Size kısa bir hikâye anlatmak istiyorum, okuyun ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız.
Lisede okurken sınıfımda yakın bir arkadaşım vardı. ( İsmini kendinden izinsiz paylaşmak istemedim.) Kendisinin en büyük hayali müzisyen, amiyane tabirle şarkıcı olmaktı. Çok güzel sesi vardı. Bazen derslerde sıkıldığımızda, öğretmenimiz ondan bir şarkı söylemesini rica ederdi. Gerçekten de dinlendirici bir sesi vardı. Aynı zamanda muhteşem bir müzik kulağı vardı kendisinin. Mesela bir defasında akrabalarından birisinin evinde bulduğun kanunu, teypteki kasetten çala durdura öğrenmeye çalıştı, sonuç mu? 3-4 ay sonra iki bin kişiye konser vermişti.
Fakat bu arkadaşımın babası, onun elektrik-elektronik mühendisi olmasını istiyordu. Hem de o kadar çok istiyordu ki, ne pahasına olursa olsun sayısal bölüme gitmesi yönünde ısrarcı oldu. Arkadaşımın sayısal dersleri iyi olmasa da sürekli takviye dersler aldırdı. Vasatın biraz üzerinde liseden mezun olan arkadaşım girdiği üniversite sınavı sonrasında barajı sadece birkaç puan farkla geçebilmişti. Babası tekrar hazırlanmasını istedi. Olsundu ilk seneden olmasa da bir daha hazırlanıp mühendis olabilirdi.
Arkadaşım sınavdan sonra bir kez olsun konservatuar sınavına girmek istedi. Babası reddetti. Ama arkadaşım bıkmadan, usanmadan ısrar etmeye devam etti. Bir gün babası sadece tek bir üniversitenin sınavına girebileceğini, o da olmazsa bu hayalinden vazgeçeceğini söyledi. Anlaştılar. Arkadaşıma sınavın başında, yarıda bırakarak dışarıya çıkabileceği söylendi. Çünkü listeye çoktan birinci sıradan girmişti bile. Ne kadar sevindiğini anlatamam size.
Konservatuar okumaya çok genç yaştan karar veren öğrenciler, küçük yaştan itibaren bunun eğitimini almaya başlarlar. Arkadaşımın böyle bir çalışması olmadığı için aradaki farkı kapatabilmesi için çok çalışması gerekti. Ama olsundu, artık sevdiği işi yapıyordu. Bizzat ben şahit oldum, hafta içi sabah 7-8’de başlayıp akşam 6-7’e kadar durmadan, yorulmadan çalıştı. 2. Sınıfta girdiği Erasmus sınavında başarılı oldu ve Portekiz’e gitmeye hak kazandı. 6 ay kadar Portekiz’de kaldı. Orada tanıştığı bir hoca kendisini, üniversite sonrasında İtalya’da bulunan Pavarotti’nin Müzik Okulu’na davet etti. Tekrar Türkiye’ye döndü ve okulunu bitirdikten sonra İtalya’ya giden arkadaşım, şimdilerde Tenor olarak başta İtalya olmak üzere dünyanın birçok şehrinde, ülkesinde konserler veriyor. Venedik’te yaşıyor. Ve Mutlu.
Sanırım, bu hikâyenin ana fikri uzun uzun size ne yapmanız gerektiğini anlatmamdan daha faydalı olmuştur. Alacağınız bir kararın ya da o karar uğruna ödeyeceğiniz bedelin hayatınızı nasıl değiştireceğini artık siz hayal edin. Kimse başarı basamaklarını elleri ceplerinde tırmanmadı. Siz de hemen ilk zorlukta pes edecekseniz zaten, yanlış yolda ilerliyorsunuz demektir. Dediğim gibi karar verin, gerisi zaten bir şekilde gelecektir. Saygılarımla. İstanbul-2015
Sedat YILMAZ
Eğitim Danışmanı


29 Temmuz 2015 Çarşamba

YGS- LYS için Soru- Cevap Bölümü


Yeni bir öğretim sezonu daha başlamak üzere, bir aydan biraz daha uzun bir zaman kalsa da son sınıfta olup da sınava hazırlanan öğrenciler için yakında uzun bir maraton başlayacak. Bu sene birbirinden farklı birçok muammayı içinde barındıran bir sene olacağa benziyor. Öncelikle, dershaneler koca bir sorun olarak önümüzde duruyor. Milli Eğitim kapandı dedi AYM’ler bu yasayı iptal etti. Şimdi ne olacağı koca bir muamma. Şimdiden dershaneler kayıt almaya başladı. Dershanelerden okullara dönüşen kurumların kafası karışık. Ne olacağı meçhul, hiçbir yetkili yeterli bir açıklama yapamıyor. Tek söylenen: “Siz merak etmeyin, sizi mağdur etmeyeceğiz.” Geçen sene yaşanan TEOG skandalından sonra bu söz, maalesef pek de inandırıcı gelmese de gelecek ne gösterecek hep birlikte göreceğiz.
Aşağıda bana gelen sorulardan derlediğim soru- cevap bölümü bulunuyor.
Soru: Peki, bizler bu sene ne yapacağız?
Cevap: Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, siz öğrenciler olarak kulaklarınızı her türlü olumsuzluğa tıkayın ve sadece işinize bakın. Ders çalışmaktan başka bir çareniz yok. Unutmayın ki sistem ne olursa olsun sadece çalışan kazanacak. Şimdiye dek böyle oldu, bundan sonra da böyle olacak.
Soru: Hocam ne çalışalım? Sınav sistemi de değişir mi?
Cevap: Şayet sistemi köklü bir şekilde değiştirecek olsalardı şimdiye kadar haber vermek zorundalardı. Bu saatten sonra köklü bir değişim beklemiyoruz. Ufak tefek değişiklikler olabilir ama bu da sizi etkilemeyecektir. Bu sebeple, YGS ve LYS çalışabilir, çalıştığınız konularda da soru çözebilirsiniz.
Soru: YGS mi LYS mi önce çalışalım?
Cevap: İlk sınav YGS olacağı için öncelik olarak YGS çalışmak zorundasınız elbette. Ama matematik, fen gibi sayısal ağırlıklı dersleri YGS sonrasına bırakırsanız yetiştiremezsiniz. Bu nedenle, sayısal dersleri şimdiden çalışmaya başlamanız, sizin faydanıza olacaktır. Edebiyat, coğrafya gibi sözel dersleri YGS sonrasına da bırakabilirsiniz.
Soru: Edebiyat- Coğrafya şimdiden çalışsak faydamıza olmaz mı?
Cevap: Edebiyat- Coğrafya gibi sözel dersler, ezbere dayalı dersler oldukları için şimdiden ezber yaparsanız çabuk unutursunuz. YGS’den sonra bu dersleri çalışmak için zamanınız olacak. Ama sizi tavsiyem şu ki, edebiyat gibi dönem sorularının ağırlıklı olduğu dersler için şimdiden dönemlerin genel bir şablonunu çıkarın. Yani şöyle izah edeyim, resminin bütününü gözünüzün önünde canlandırın. Büyük başlıkları oluşturun, YGS sonrası da alt başlıkları hızlıca doldurur ve başarılı olursunuz.
Soru: Günlük kaç saat ders çalışmak yeterli olacaktır?
Cevap: Yaz ayları şu günlerde, Türkiye’de en sıcak günlerini yaşıyor. Bu durumda ders çalışmayı olumsuz etkiliyor. Günde ortalama en az 2 en fazla da 4-5 saat çalışmak yeterli olacaktır. Hala sezonun açılmasına vakit var. Bu nedenle, kendinizi çok fazla yorup sıkmayın aksi halde çabuk sıkılır ve ders çalışmayı erken bırakırsınız. Ağustos ortasından sonra yavaş yavaş günlük çalışma ritminizi yükseltmeniz faydanıza olacaktır. Ağustos sonunda günde en az 4 en fazla da 6 saat çalışmaya başlamanızı tavsiye ederim.
Soru: Nasıl çalışma yapalım? Soru mu çözelim? Konu mu çalışalım?
Cevap: Ne kadar eksiğiniz olduğunu elbette en iyi siz bilirsiniz. Bu sebeple, eğer çok konu eksiğiniz varsa, konu öncelikli bir çalışma takvimi oluşturun. Ama konu eksiğiniz çok yoksa bol soru çözerek pratik yapın. Günde en az 100 soru çözmeye çalışın. İyi olduğunuz konularda gereğinden fazla vakit harcamayın, daha az iyi olduğunuz konularda soru çözün. Ama çözemediğiniz soruları kesinlikle çözdürün. Sakın es geçmeyin. Unutmayın, çözemediğiniz soruların çözülmesi size konuyu öğretecektir.
Daha fazla soru için:




Sedat YILMAZ
Eğitim Danışmanı

24 Temmuz 2015 Cuma

Bu Haklı Gurur Hepimizin Birlikte Yaşayalım!


Uzun bir maratonun ardından sonunda yarışın kazananları belli oldu ve öğrencilerimiz üniversitelerine yerleştiler. Şimdi sırada kayıtlar var ve ardından ders başı yapacaklar. Tüm öğrencilerimizi en içten dileklerimle kutluyorum, bundan sonraki yaşamlarında da başarılarının daim olmasını diliyorum. Bu sene birlikte çalıştığımız, danışmanlık yaptığım, beraber program hazırlayıp programlarını kontrol ettiğim bazı öğrencilerimin başarılını burada sizlerle paylaşmak istedim.
6 Öğrencim Boğaziçi Üniversitesi’ni Kazandı.
6 Öğrencim başta Çapa, Cerrahpaşa, GATA olmak üzere Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinde TIP kazandılar.
3 Öğrencim İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi başta olmak üzere Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinde Hukuk Fakültelerine yerleştiler.
Toplamda 34 öğrencimin 1’i hariç hepsi istedikleri bölümleri kazandılar.
Başta bu öğrencilerin bugünlere kadar gelmesini sağlayan birbirinden kıymetli öğretmenlerini ve onlar için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan ailelerini tebrik etmek istiyorum. Bu haklı gurur hepsinin ortak çalışması neticesinde gerçekleşti. Bugün ise hep birlikte sevindik.
Şimdi sırada yeni öğrencilerimiz var. Onları da istedikleri yere taşımak adına elimizden gelen gayreti ardımıza koymadan yolumuza devam edeceğiz hiç şüphesiz.
Yoğun bir çalışma dönemi bizleri bekliyor. Biliyorum şu an çoğu öğrenciyi bir korku kaplamış durumda, ama size söyleyeceğim şu ki korkmanıza gerek yok. Sizden önce de başardılar. Bakın bugün, onlar bu sevinci yaşıyorlar seneye de sizler yaşayacaksınız. Yeter ki isteyin.
Bu süreçte her türlü sorularınız ve istediğiniz yardım için benimle temasa geçebilirsiniz.




Sedat Yılmaz
Eğitim Danışmanı

21 Temmuz 2015 Salı

Hukuk Fakültesine Gitmek İsteyenler Okusun-2 ( 2015 YGS-LYS Netleriyle Güncellendi)

Son günlerde hep aynı soruyla karşılaşıyorum, -hocam hukuk fakültesini kazanmak için kaç net yapmamız gerekli? Bunu daha önceki bir yazımda “Hukuk Fakültesine Gitmek İsteyenler Okusun” başlıklı yazımda cevaplamıştım, ama oradaki netler geçen senelerdeki sınav sonuçlarının ortalamasıydı. Bu sene de malumunuz oldukça enteresan bir sınavla muhatap olduk ve bu da netleri bir hayli değiştirdi. Geçen seneki belirlediğimiz netlere göre hesapladığınızda bu sene belki de Türkiye derecesi çıkarabilirsiniz. Şimdi ben tekrardan sizler için 2015 YGS-LYS’e göre bir hesaplama yapacağım. ( Elimdeki verilere bu sene sınava giren öğrencilerimin netlerinden elde edilmiştir.)
2015 YGS Netleri-
Türkçe 30 Net (Toplam 40 Soru)
Sosyal Bilimler 25 Net (Toplam 40 Soru)
Temel Matematik 24 Net (Toplam 40 Soru)
Puanları ve Başarı sıralaması
YGS-4
PUANI: 360,07235
BAŞARI SIRASI: 26406
YGS-5
PUANI: 357,74354
BAŞARI SIRASI: 41117
2015 LYS Netleri-
Matematik- 25 Net ( Toplamda 50 soru)
Geometri- 11 Net (Toplamda 30 soru)
Türk Dili ve Edebiyatı- 44 Net ( Toplamda 56 soru)
Coğrafya- 10 Net ( Toplamda 24 soru)
Puanları ve Başarı sıralaması
TM-3
PUANI: 424, 90999
BAŞARI SIRASI: 9714
Yukarıdaki tablo bir öğrencime ait sınav sonucuydu. Şimdi siz kendiniz, bu netlere göre bir hesaplama yapın. Ama unutmayın ki bu tablo 2015 yılına ait bir tablodur. Yani sınavın zorluğu kolaylığı 2016 yılında yapılacak sınavın sonucunu şekillendirecektir. Bu öğrencim gayet çalışkan, iddialı bir öğrenciydi. Bu sebeple, kendisinin nihayetinde bu sonucu elde etmesi beni şaşırtmadı. Her ne kadar netleri düşük gibi görünse de burada anlamamız gereken şudur “çalışan her zaman kazanır.” Sınavın zor olması netlerin genel olarak düşük olmasına neden oldu. Bu da düşük netlerle yüksek puanları getirdi. Önümüzdeki sene ne olacağını şimdiden kestirmek zor; ama unutulmaması gereken yegâne kural şudur ki Siz, siz olun asla pes etmeyin. Sonuna kadar devam edin. Bu öğrencim çalışma metodu olarak benim göstermiş olduğum yolda yılmadan, usanmadan devam etti. Şimdi semeresini kendisini topluyor. Hayat sizin, karar sizin. İyi düşünün ve nihayetinde varmak istediğiniz yere emin adımlarla ilerleyin.
---Sorularınız için: fsedatyilmaz@gmail.com


Sedat YILMAZ

Eğitim Danışmanı

13 Temmuz 2015 Pazartesi

Nasıl Tercih Yapalım? Okumadan Tercih Yapma!


Günlerdir aynı soruyla karşılaşıyorum : “Nereyi tercih edelim, hangi bölümü yazalım?”
Geçenlerde şöyle bir soru aldım. – hocam bana hem pdr (psikolojik danışmanlık rehberlik) hem de hukuk geliyor sizce hangisini yazmalıyım? Birbirinden bağımsız hatta bir o kadar da alakasız iki meslek arasında sıkışmış kalmış bir öğrencinin ne kadar da kararsız olduğunu sanırım anlatmama gerek yok. Öğrencimiz maalesef sadece puan aralıklarına bakarak tercih yapıyor. İçerisinde bulunduğu yüzdelik dilim hem Pdr hem de Hukuk’a yetince öğrenci ikisini de tercih etmesi gerektiğini düşünüyor. Yine başka bir öğrencinin hocam düşük puanlı bir hukuk okumaktansa yüksek puanlı Pdr okumayı tercih ederim demesi karşısında yaşadığım şaşkınlığı anlatamam. Öğrencilerimiz maalesef hala sadece markaya, isme aldanarak tercih yapıyorlar hayatlarını sadece buna göre şekillendiriyorlar. Size durumu kısaca şöyle izah edeyim, net cümlelerle. Evet, yüksek puanlı ismi olan bir üniversite kazandığınızda (bölümü söylemiyorum) mutlu olur, heyecanlanır hatta çevrenize gururla ben şu üniversiteyi kazandım dersiniz. Okula başladıktan 1-2 ay sonra ise artık bu heyecanınız yavaş yavaş sönmeye başlar, çünkü artık hepiniz aynı üniversitenin öğrencilerisinizdir, geriye sadece elinizde tercih ettiğiniz bölüm kalır, işte o günde eğer, yazdığınız bölümden memnun değilseniz en büyük mutsuzluk gelir sizi bulur. Unutmayın sizler, bu mesleği belki de hayatınızın geri kalan kısmında yapacaksınız. O nedenle, çok dikkatli bir seçim yapmak zorundasınız.
Meslekler arasındaki farklılığa dikkat etmenizi öneririm. Özellikle yazımın başından beri bahsettiğim Pdr- Hukuk farklılığından hareketle unutmayın ki birisinde avukat diğerindeyse öğretmen olacaksınız. Bu ayrımı unutmadan tercih yapın. Hangi mesleğe daha yatkınsınız siz bunu hesaplayın.




Sedat Yılmaz

Eğitim Danışmanı

Bir Eşit Ağırlık Öğrencisi Olarak Matematik Dersiyle Olan Sınavım :)

Bu başlığı açmamın temel sebebi, yıllardır gerek derslerine girdiğim öğrencilerim olsun gerek özelden bana mail, whatsapp mesajı vs. ile mes...