1 Mayıs 2016 Pazar

Finlandiya'nın Başarısını Bir Amerikalının Gözünden İzlemek

Güzel bir pazar günü oturmuş gazetemi okurken, Amerikalı belgesel yapımcısı Michael Moore'un hazırlamış olduğu "Finlandiya Eğitim Sistemi Başarısını" anlatan belgeseli gördüm. Daha detaylı bilgi isteyenler, https://www.youtube.com/watch?v=54EpTVvm00A linkine bakabilirler.
Kısaca bahsetmek gerekirse Amerikan eğitim sistemiyle Finlandiya eğitim sistemini karşılaştıran bir belgesel olmuş. 1960'lı yıllarda eşit seviyelere sahip her iki ülkenin eğitim sitemi, sonraki yıllarda Finlandiya'nın lehine hızlı bir şekilde yükselme göstermiş. Bu belgeselle de Michael Moore, bu yükselişin sebeplerini araştırıyor.
Öne çıkan bir kaç başlıktan bahsetmek istiyorum.
Amerikan eğitim sistemi de Türk eğitim sistemin de olduğu gibi, kuru bilgilerin öğretildiği gerçek hayattan kopuk bilgiler yığını. Tabii ki Türk eğitim sistemiyle kıyaslanamayacak kadar ileri seviyede ama temel mantalitesi aynı. Fin eğitim sistemi ise öğrenci ve reel hayatı merkeze alarak bir sistem geliştirmiş. Ders materyalleri içerisinde bahçedeki bir ağaçtan tutun da atölyelerindeki marangozhanelere kadar varan bir çok unsuru görebiliyoruz. Fin eğitim sistemi çocukları gerçek hayata hazırlıyor. Harvard Üniversitesinde yapılan bir araştırmaya göre öğrencilerin, onları gerçekte mutlu kılan 10 şey ve yine onları mutsuz kılan 10 şeyi sıralamaları istenmiş.Onları mutlu kılan şeylerin başında sürpriz doğum günü kutlaması, alış veriş yapmak vs. mutsuz kılanların başında ise ebeveynlerinin ölümü gibi şeyler sıralanmış. Sonra öğrencilere şu soru sorulmuş, sizce derslerde öğrendikleriniz, sizin sıraladığınız bu şeylerin kaçta kaçına etki ediyor? Sonuç: Hiçbirisine. Evet, dersler öğrencilerin gerçek hayatta karşılarına çıkabilecek hiç bir durumla mücadele etmesine müsaade etmiyor. 
Fin eğitim sistemi bu sorunu erkenden görmüş ve müfredatlarını baştan dizayn etmişler. Böylece kısa zaman içerisinde dünyada en başarılı ülke olarak adından bahsettirir hale gelmişler. Öğrencilere rağmen bir sistem geliştirmemişler. Öğrencilerin faydasına olacakları sistemin içerisine alarak, onları eğlenceli bir biçimde çocukların öğrenmesine çaba göstermişler. PISA sınavlarında malumunuz son bir kaç yılın birincisi olan ülke Finlandiya, böylece başarılarını da tescillemiş oldular. 
Peki, biz Türkiye olarak ne yapabiliriz? 
Öncelikle taklitten vazgeçmek zorundayız. Finlandiya kendi köklerine yönelerek, sorunun temelini çözerek başarıyı yakalamış. Biz ise son 200 yıldır (Tanzimat'tan beri) bir sistem arıyoruz. Kah Avrupa'ya yöneliyoruz kah Amerika'ya. Sonuç: elde var yine sıfır. Çünkü bu gömleklerin hiç birisi bizim bedenimize uygun gömlekler değil. Sağını solunu kesiyor ve üzerimize oturtmaya çalışıyoruz ama yine üzülerek söylüyorum ki son 200 yıldır bir arpa boyu yol alamadık. Unutmayalım ki, bu toprakların bağrından Mimar Sinanlar, İbn-i Sinalar, Abdullah Cevdetler ve yine niceleri yetişti. Bu topraklar verimsiz değil, sadece doğru bir şekilde işlemek gerek. Sürekli ithal ettiğimiz sistemler bizi güdük bırakıyor. Kendimize ait olana dönmedikçe de ilerleyemeyeceğiz. Mustafa Kemal'in muasır medeniyetler seviyesini gösterdiği mirasını, maalesef sadece taklit olarak algılamış bir nesil olarak, yerimizde saymak bile en büyük başarı olarak görülüyor. 
Artık "öğrenciye rağmen" olan bu sistemden ivedi vazgeçmeliyiz. Unutmayalım ki, her bir birey çok değerlidir. Bu, siz de ben de olabiliriz. Herkesin aynı başarıyı yakalamasını beklemek safdillikten öte bir beklenti olmayacaktır, açıkçası. Bugün bireylerin gelişebileceği, kendi benliklerini bulabilecekleri bir ortam yaratmak zorundayız.  Yarınlara emin adımlarla yürümek istiyorsak da değişime daha fazla gecikmeden başlamalıyız. Bunu da kendimize ait olanı küçük görmeden yarı İngilizce yarı Türkçe deyimleri kullanarak batıdan ithal edilene tapınmadan, onların da yanlışları olabileceğini kabul ederek başlamalıyız. Amerikayı yeniden keşfedelim demiyorum elbette; ama tek keşfedenlerin de Avrupalılar olmadığını unutmayalım.

Teşekkürler. 
01.05.2016

Sedat Yılmaz
Eğitim Danışmanı

24 Nisan 2016 Pazar

Yarınlarımıza Doğru Yatırım Yapmak Üzerine

Uzun zaman oldu yazamıyorum, farkındayım. Adeta kendimi bir süre nadasa çektim. Bu süre zarfında bol bol eğitim seminerlerine katıldım. Yurt içi-yurt dışı seyahatler gerçekleştirdim. Farklı okumalar yaptım. Bazen insan yazmadan önce şöyle bir demlenmeli diye düşünüyorum. Bilmiyorum hala hazır mıyım? Ama yine de bir kaç satır yazmak istedim.
Katıldığım bir çok eğitim seminerinin ana konusu: "Türk eğitim sisteminin geriliği, çağ dışı kalmış olması, artık ihtiyaçlara cevap vermiyor" oluşuydu. Evet, haklılar. Sistem çoktan öldü ve bizler de bir ölünün arkasından konuşmaktan öte işler yap(a)mıyoruz. Ama maalesef, hepimiz sadece durum tespiti yapıyoruz. Kral çıplak! diye bağıranların yine hiç birisi ortaya bir çözüm önerisi getir(e)miyor. "Sistem öldü, ihtiyaçlara cevap vermiyor"
Peki, biz ne yapalım?
Ortaya koydukları çözüm önerileri Türkiye gerçeğinden çok uzak öneriler. Sanki başka bir ülkede yaşıyorlar da bu ülkeden bihaber isteklerini sıralıyorlar. Bizleri kıyasladıkları ülkeler ABD, Japonya, Almanya, İngiltere vs. gibi sanayi devrimlerini 200 yıl öncesinde tamamlamış, ağır sanayi yatırımları yapmış, eğitim seviyelerini toplumun ciddi manada büyük bir kesimine yaymış ülkeler. Bizim ülkemizde daha geçen seneye kadar köyünde elektrik olmayan yerler vardı. (kaynak: ntvmsnbc) Allah aşkına, lütfen birileri ayağı yere basan hedefler koysun ve adım adım gerçekleştirmemiz için bizlere yol göstersin.
Yarı İngilizce yarı Türkçe terimlerle üstten üste konuşarak, Türkiye halkını aşağılayan, onlara tepeden bakan konuşmalar bizlere hiç bir fayda vermedi, vermeyecek de. Bilmem hangi ülkede yapılan araştırmaya göre Türkiye'de işler şöyleymiş, bu kadar geri kalmışız vs. vs. Hani ataların güzel bir sözü var tam yerinde, yumurta kabuğundan çıkmış da kabuğunu beğenmemiş.
Artık şu aşağılamaya bir son verelim. Gelin sürekli aynı haberleri ısıtıp ısıtıp önümüze koymak yerine, gerçekçi hedefler koyalım. Geçim derdi olan bir ülkeye, yüksek hedefler koyarak hepten hevesimizi kırmayalım.
Öncelikle öğrencilere aç olduğunu hissettirmekle işe başlayabiliriz, diye düşünüyorum. Malum tok ağırlamak zordur derler, karşımızdaki kitle aç olduğunun farkında bile değil. Sadece kuru bilgileri ezberlemek onları tatmin etmiyor. Onlara gerçek hayatta da işlerine yarayacak bir takım bilgileri edinebilecekleri yerleri gösterelim. Biz öğretelim demiyorum, en azından onlara bir yol gösterelim. Bir ufuk çizelim ve bu süreçte onları destekleyelim. Tabi ki öncelikle bizlerin bu farkındalığa sahip olması gerekiyor. Bildiklerimizin yeterli olmadığını, günümüzde adeta yok hükmünde olduklarını kabul etmemiz gerekiyor. Daha fazla araştırmalı, okumalı imkanlar dahilinde yeni yerler görmeliyiz. Bizler hayata at gözlüğüyle bakarsak, çevremizdekiler gözlerini bile açma zahmeti göstermeyeceklerdir. Biliyorum, söylediklerim kolay değil, farkındayım. Ama kurtardığımız tek bir deniz yıldızının bile hayatında ne kadar önemli bir yer tutacağını düşünerek bu işi yapmalıyız. Unutmayalım ki onlar bizim geleceğimiz, yarınlarımız. Daha güçlü yarınlar istiyorsak şimdiden yatırımlarımızı doğru yapmalıyız.


Teşekkürler.
24.04.2016
Sarıyer-İstanbul

18 Şubat 2016 Perşembe

10 Soruda Hukuk Fakültesi

*10 Soruda Hukuk Fakültesi
1.       Hukuk fakültesi okumak için TM’mi yoksa MF’mi seçmeliyim?
Hukuk fakülteleri TM puanı yani eşit ağırlık alanından öğrenci almaktadır. Bu nedenle, kesinlikle hukuk okumaya karar vermiş bir öğrencinin MF yani sayısal bölümde okumasına gerek yoktur. Hem gereksiz yere biyoloji, fizik, kimya çalışması gerekecektir hem de muhtemel zorluk karşısında ders notlarını düşürerek AOBP ( ağılık ortaöğretim başarı puanı) aşağı çekecektir.
2.       TM-3 soru ve puan dağılımı nedir? Kaç soru yapsam kaç puan alırım?
TM-3 soru ve puan dağılımı aşağıdaki gibidir.
YGS
                Türkçe- %15 – 40 soru                                                   
                Matematik- %10 – 40 soru
                Sosyal Bilgiler- %10 – 40 soru
                Fen bilimleri- %5 – 40 soru
                               LYS
                Edebiyat- %25 - 56 soru
                Coğrafya- %10 – 24 soru
                Matematik- %18- 50 soru
                Geometri- %7 – 30 soru
               
 PUAN HESAPLAMA CETVELİ
TABAN PUAN: 100
DERS
KAT SAYISI
TÜRKÇE
1,61
SOSYAL BİLGİLER
0,97
TEMEL MATEMATİK
1,035
FEN BİLİMLERİ
0,38
EDEBİYAT
1,96
MATEMATİK
1,57
GEOMETRİ
0,42
COĞRAFYA
1,55













3.       Hukuk fakültesi tercihinde matematik ne kadar önemlidir?
Matematik geçtiğimiz sene yapılan değişikle birlikte birinci öncelik ders olmaktan ikinci öncelikli ders olma durumuna gerilemiştir. Ama yine de hala çok önemli ve seçici bir derstir. Bu nedenle, öğrenci yapabildiği kadar matematik yapmalıdır. Bu hem puanını yükseltecektir hem de tercihini kolaylaştıracaktır. ( Yukarıdaki tablodan da görüldüğü üzere, katsayısı oldukça yüksektir. Aynı zamanda standart sapmanın matematik üzerinden daha fazla ayırt edici olduğunu unutmamak gerekli.)
Ayrıca hukuk fakültesinde soyut matematik gibi ileri derece matematik dersleri vardır. Matematiği sevmeyen, yapamayan öğrencilerin bir kez daha hukuk fakültesi tercihini düşünmesini tavsiye ederim.
4.       Günlük ne kadar ders çalışmam gerekli? Kaç soru çözsem yeterli olur?
Bu soruya öğrencinin kendisi cevap vermek durumundadır. Öncelikle öğrenci, şunu düşünmelidir : “ben hukuk fakültesini ne kadar istiyorum?” bu soruya cevap verdikten sonra, içinde bulunduğu sınıfı da göz önünde bulundurarak, kendisine bir program hazırlamalıdır. Ama şöyle bir tavsiyede bulunabilirim. Temel matematik ve Türkçe derslerinden eksiği kalmayacak kadar kısa sürede konuların halledilmesi ve soru çözümüne başlanması işleri kolaylaştıracaktır.
Soru çözümünden önce konu bitirilmelidir. Fakat biten her konuyla ilgili en az 2 farklı kaynaktan mümkünse 3-4 test çözülmelidir. Yapılamayan soruların tamamı çözdürülmeli ve diğer konuya öyle geçilmelidir.
5.       Edebiyat çalışmaya ne zaman başlamalıyım? YGS sonrası çalışmak yeterli olur mu?
YGS ile birlikte edebiyat dönemlerine de çalışmak iyi olacaktır. Alt yapı ne kadar sağlam olursa üstüne bir şeyler eklemek o kadar kolay olacaktır. Öğrenci dönemleri güzelce öğrenir, yani "Servet- i Fünun Edebiyatı" denildiğinde bunun 1896- 1901 yıllarını kapsadığını bilirse, o döneme ait özellikleri de kolayca öğrenebilecektir.
Eğer alt yapı olarak eksiği bulunmuyorsa, yani öğrenci dönemlere hâkimse, YGS’den sonra edebiyat çalışmak yeterli olacaktır. Ama öğrencinin dönemler konusunda eksiği çoksa, o halde ne kadar çalışsa da unutması o denli çabuk olacak ve yine bol hata yapacaktır.
Ben öncelikle dönemin iyice kavranmasını tavsiye ederim. Şair, eser ve özellik ezberlemesi sonrasında daha kolay olacaktır.
6.       Hukuk Fakültesi mezunları ne iş yapar?
            Hukuk fakültesi mezunları avukat, hâkim, savcı, noter, elçi ve mülki-idari amir olabilmektedir.
7.       “Ben topluluk karşısında konuşamıyorum.” Yine de hukuk fakültesi okuyabilir miyim?
            Hukuk fakültesi mezunlarının topluluk karşısında konuşması gerekmemektedir. Şöyle ki, 10 yıldır çalışan bir avukatın, bir defa olsun mahkeme salonuna gitmediğini biliyorum. Hukukun birçok alt dalı bulunmaktadır. Bu nedenle, kişi kendisine uygun olan alanı seçebilmektedir.
8.       Hukuk fakültesi tercihinde özel mi yoksa devlet mi üniversitesi seçmeliyim?
             Son yıllarda özel üniversitelerin çoğalması ile özel üniversiteler, devlet üniversitelerine oranla daha fazla imkân sunmaya başladı. Bu nedenle de özel üniversitelerin tercih edilmesi halinde öğrencinin daha fazla imkâna kavuşabileceğini unutmamak gerekir. Ama diğer yandan, devlet üniversitelerinin de köklü bir geçmişi ve ismi bulunmaktadır. Bunun da öğrenci için faydalı yanları olacaktır. Özetle, tercih yapılmadan önce iyi araştırma yapılması gerekmektedir. Ön yargıları bir kenara bırakarak, imkânların en iyi şekilde değerlendirilmesi öğrencin lehine olacaktır.
9.       Yabancı dil bilmenin hukuk fakültesi için bir faydası var mıdır? Yurt dışında çalışabilir miyim? Yurt dışında hukuk okusam, Türkiye’de çalışabilir miyim?
Çoğumuz hatırlar ki, geçtiğimiz yıllarda “twitter” Türkiye tarafından kapatıldı. Bunun üzerine, twitter kendi hakkını savunabilecek bir avukat arayışına girdi. Bulması da öyle çok kolay olmamıştı.
Malumunuz, sınırlar artık sadece kâğıt üzerinde bir anlam kazanıyor. Türkiye gelişmekte olan bir ülke olarak, birçok yabancı şirketle iş yapıyor. Yine aynı zamanda ülkemizde hatrı sayılır bir yabancı nüfus yaşıyor, çalışıyor. İşte bu durumda, yabancı dil bilen bir avukatın iş imkânı her zaman daha fazla olacaktır. Ayrıca elçiliklerde çalışabilmek için de yabancı dil şartı bulunmaktadır.
Yurt dışında çalışmak için, çalışmak istediğiniz ülkenin şartlarını karşılamak zorundasınız. O ülkenin avukatlarıyla aynı bilgiye ve donanıma sahip olmanız istenmektedir. Türkiye’de hukuk okuyan birisinin, Türk hukuku ve kanunlarını öğreneceği düşünülürse, imkânsız olmamakla birlikte, yurt dışında iş bulmak kolay görünmemektedir.
Yurt dışında hukuk okumakla ilgili bir çok spekülasyon bulunmaktadır. Buna noktayı YÖK bizzat kendisi koymuştur. Öncelikle yurt dışında hukuk okumak isteyen öğrenci, o yıl Türkiye’de yapılan YGS-LYS’de ilk 150 bin içerisine girmiş olmalıdır. Aksi halde YÖK diplomasını tanımayacaktır.
Yabancı ülkeden alınan diploma iki şekilde Türkiye’de iş yapar. İlki denklik diğeri tanıma. Denklik için okuduğu üniversite diplomasını alarak Türkiye’de yapılan denklik sınavına girer. Yeterli puan alması durumunda diploması geçerli olacaktır. Tanıma ise YÖK tanıdığı, kabul ettiği bit üniversiteden mezun olma durumunda direkt olarak diplomasını tanıyacaktır.
10.   Sizce, hukuk geleceğin mesleği midir?
Tarih boyunca insanların aralarında anlaşmazlık çıkmış ve gelecekte de çıkmaya devam edecektir. Sadece insanların kendi arasında olan anlaşmazlıklar değil aynı zamanda insan-devlet, devlet-devlet arasındaki anlaşmazlıkların da çözümü için “hukuk” hayati önem taşımaktadır. Bu nedenle, şimdinin ve yarının vazgeçilmez mesleği olarak hukuk fakültesini her zaman öneririm. Ama bir farkla, geçen 10 yılda bu denli hızlı değişen dünyanın düzenine ayak uydurabilecekler, gelecekte var olmaya devam edecektir. Artık klasik manadaki hiçbir iş varlığını devam ettiremeyecektir. İnovasyon her alanda olduğu gibi hukuk alanında da değişimi zorunlu kılmaktadır. Değişimin karşısında mukavemet göstermeyecek bireyler için hukuk her zaman fırsatlara çevrilecek bir bölüm olacaktır.




Sedat Yılmaz
Eğitim Danışmanı


6 Şubat 2016 Cumartesi

Elbet Bu Histeri Bitecek!

Son yıllarda Türk eğitim sistemi bir sarmalın içerisine girdi: "Sınavlar çıkmazı."
Değiştirilen sistem ve nihayetinde her yıl denenen yeni sınavlar, artık öğrencileri canından bezdirmiş halde. Çağın çok gerisinde kalan ve maalesef güncel hiç bir soruna çare bulamayan bu eğitim sisteminin ürünü olan sınavlar, inanıyorum ki yakında tedavülden kalkacaktır.
Milli Eğitim Bakanlığı uzun yıllardır yapılandırmacı eğitim- yenilikçi bir sistem- üzerine çalışıyor. Çok büyük ve uzun uğraşlar gerektiren bir süreç, kabul etmek gerekli. Elbette, bunun bir anda olmasını beklemek safdillik olur. Ama günü geldiğinde hiç kimse bu değişime karşı koyamayacak ve yeniliklerin karşısında, bu sistemi kabul etmek zorunda kalacak.
Peki, bizler o güne ne kadar hazırlıklıyız?
Geçenlerde okuduğum bir yazının size ana fikrinden bahsetmek istiyorum. Öğretmenlik hakkındaydı. Öğretmen kelimesinin etimolojik yapısından hareketle, nasıl yanlış bir mana yüklendiğinden bahsediyordu. Öğretmen, aslında öğrencilere farkındalık oluşturmak için onlara rehberlik eden kişi olması gerekirken, maalesef bu sistem içerisinde sadece bilgiyi aktaran kişi konumunda. Fakat bu sistem dahilinde, karşısındaki öğrenci açlığının farkında bile değil. Tok ağırlamak zordur atasözü minvalinde, istemeyen öğrenciye bir şey öğretmek hem çok güç hem de bir o kadar da can sıkıcıdır.
Öğrenciler, bu çağın çocukları yani "tablet neslinin" çocuklarıdır. Yani bilgi sadece bir kaç saniye uzağında yer alıyor onların. Tekrardan ezberi bir bilgiyi onlara aktarmak hatta bu bilgiyi ezberletmeye çalışmak, sadece kaynakların gereksiz ve bir o kadar da yanlış kullanılmasına yol açacaktır.
Her şeyden önce bu çocuklara açlıklarını hissettirmeliyiz.
Problem durumunu fark ettirmeden çocuklara çözüm yollarını göstermeye çalışmak, anlamsızca bir hareketten başka bir şey olmayacaktır. Ortada gerçekten de çok büyük bir problem var; ama maalesef öğrenciler bu durumdan bi-haber. Aileler çocukların yerine risk alıp, taşı tek başına kaldırmaya çalışıyor, çocuk da bu süreçte elini taşın altına sokmaktan bile kaçınıyor. 
Doğru hedefler belirlemek, başarıya gidecek yolda en önemli adımdır.
Çoğu öğrenciye gelecekte ne iş yapmak istiyorsun? diye sorduğumda adeta her biri ezberletilmiş gibi, "doktor, avukat ya da mühendis" diyor. Bunlar geçen yüz yılın trend meslekleri olsa da artık, günümüzde bu mesleklerin yerini daha farklı ve belki de başarılı meslek dalları aldı.  Artık günümüz "iletişim" çağı. Hangi mesleği yapacaksanız yapın yanında "iletişim" olmayan bir meslek size gelecekte kazandırmayacaktır.
Google, Facebook, Instagram vb. gibi dev şirketler geleceğe yön verecek.
Gelecek tamamen iletişim çağı olacak. Bu nedenle, şimdiden yarınlara yatırım yapmak istiyorsak kendimizi çağın gereklerine açık ve hazır olarak yetiştirmemiz gerekiyor. Yaptığınız veya yapacağınız işte vazgeçilmez olmak istiyorsanız, çağın tüm gereklerini de yerine getirmeniz gerekiyor. Bir çok şirket belki de gelecek 10 yılda tarihe karışacak. Yazılım ve kodlama bilmeyenlerin işi gerçekten de zor olacağa benziyor. Kısa zamanda iş başvurularında sadece "facebook ya da twitter" hesabınızın adını verin yeterli demeye başlayan şirketler oldu. Varın gelecek 10 yılı siz hayal edin.
Sisteme kızmak bize bir şey kazandırmaz, krizi fırsata çevirin.
Biliyorum istesek çok açığını sayar dökeriz bu sistemin. Peki, bize ya da size bunun ne kazancı olacak? Ben yerinize cevaplayayım :" Hiç bir şey"
Krizi fırsata çevirmek sizin elinizde, neler yapabilirsiniz? Size bir kaç başlıkta sıralayım.
1. Yabancı dil öğrenin. ( Konuşmak da çok önemli ama akademik olarak İngilizcenizi geliştirin. Yabancı kaynaklardan makaleler okuyun. Gelecekte yapmak istediğiniz işle alakalı yapılan çalışmaları okuyun. Günceli takip edin.)
2. Yabancı kaynaklı haber sitelerini takip edin. Mesele Rusya'daki krizi öğrenin. Ya da Çin'in para politikasını takip edin. Tüm dünyadan haberiniz olsun. Bu konuda TED TALKS işinize çok yarayacaktır.
3. Mektup arkadaşlarınız olsun. Hepinizin facebook, instagram hesabı mevcut. Oradan girin farklı ülkelerden insanlarla konuşun. Onların kültürlerini öğrenin. Merak ettiğiniz ne varsa sorun.
4. Seçeceğiniz üniversitenin ya da okuyacağınız bölümün yurt dışındaki fırsatlarını araştırın. En azından kısa bir süreliğine de olsa yurt dışı deneyimi elde etmeye çalışın.
Ve son olarak her şeyden önce KORKMAYIN- KENDİNİZE GÜVENİN!

24 Ocak 2016 Pazar

NEDEN "HIZLI OKUMA" YAPMALIYIZ?

Son günlerde en çok duyduğum soruların başında geliyor:
"- Hocam, neden hızlı okuma yapmalıyız?"
Gelişen ve değişen dünyada, son 10 yılda neredeyse hiç bir şey eskisi gibi kalmadı. Özellikle akıllı telefonların, tabletlerin, bilgisayarların bu kadar fazlalaşması ve yine bu kadar kolay ulaşılabilir olması, bu teknolojik cihazlara sahip olmayan kimseyi bırakmadı.
Bu teknolojinin mirası da bizlere, dikkat dağınıklığı ya da diğer adıyla hiperaktivite oldu. Geçen 10 yılda neredeyse 10 çocuğun 2'sinde bu duruma rastlanırken, şimdilerde sayı 6-7'ye kadar çıkmış bulunmakta maalesef.
Haliyle bu durumda öğrencilerin okuma ve anlama hızlarını geriletiyor. Yapılan çalışmalar gösteriyor ki, günümüzde okuma hızı geçen yıllara oranla çok daha düştü ve anlamayı da bir o kadar azalttı. Bu duruma bizzat ben de şahit olmaktayım. Öğrencilerin son yıllarda en çok şikayet ettiği derslerin başında Türkçe geliyor çünkü, neredeyse en fazla zaman harcadıkları ve yine en fazla yanlış yaptıkları ders oldu.
TEOG, YGS, ALES gibi sınavlarda okumaya yönelik soruların hem çok zaman alması hem de çok fazla yanlış yaptırması öğrencileri baya zorlamakta. Bunun önüne geçebilmek için de öğrenciler daha fazla test sorusu çözüyor fakat yine de pek bir ilerleme katedemiyorlar.
Hızlı Okuma Nedir?
Hızlı okuma, ilk defa 2. Dünya Savaşı sırasında İngiliz Pilotların kendi uçaklarını vurmaması için, uçakların üzerindeki harfleri- stres anında da- hızlı bir biçimde okuması için denenmiş. Elde edilen başarı şaşırtıcı derecede yüksek olunca, savaş sonrasında hızlı okumaya uyarlanmıştır.
Normal (vasat) bir okur dakikada 150-200 kelime okumaktadır. Okuma hızı düştükçe -sanılanın da aksine- anlama hızı da düşecektir. (Bir çok öğrenci hızlı okunduğunda anlamadığını savunmaktadır.) Unutmayalım ki, göz hiç bir zaman beyinden daha hızlı çalışamaz.
Hızlı okuma sayesinde, anlayarak okuma hızınızı 2-3 kat geliştirerek tüm okuma sorunlarınızdan kurtulabilirsiniz. Bu sayede hem hızlı okuma yöntemlerini öğrenip hem de okuduklarınızı daha iyi anlayabilirsiniz. Etkili okuma sistemi 4 adımdan oluşup, okuyucu için okuma hızını ve okuduklarını anlama yeteneklerini geliştiren, gereksinim duyulan bilgiye hızlı bir biçimde ulaşmalarını sağlayan bir sistemdir. Uygulamanın tam anlamıyla uygulanmasıyla, 2-5 haftalık bir süre sonunda, okuyucunun hız grafiği ortalama 2-4 kat arttığı gibi, anlama yeteneği de önemli ölçüde yükselir. Bu şu anlama gelir: Hızlı okuma tekniklerini uygulayan bir okur "20 saatte 4 adet 450 sayfalık bir kitabı bitirebilir."
Peki, nasıl hızlı okuruz?
Bir eve yukarıdan bakıldığında bakış net ve kapsayıcıdır. Böyle bir durumda evin odaları bir şey ifade etmiyorken evi olduğu gibi görürüz. Tam bu noktada asıl olan bakış açısı ve onun kapladığı alandır. Aynı şekilde ağaçlık bir arazide, ağaç şekillerini ona ait yer şekillerinde ortalama ne kadar ağaç olduğunu algılayamayız. Hızımız da ifadesiz kalır, ancak bakış açımızı genişlettiğimizde (kuş bakışı) tüm bu özellikleri kavramamız daha kolay olur. Bütün, başlı başına bir tektir. Parçaların toplamı şeklindeki tarif bile yeterli bir ifade değildir. Çünkü her bütün kendisinin parçasıdır. Örneğin; sayfa sözcükler yanında bütündür, kitabın yanında parçadır. Eğer paragrafları parça olarak kabul edersek ve bu tekniklerle çalışmalarımızı hızlandırırsak yol kat ederiz.
Kısacası, okumaya yeni başlayan bir çocuğa, gün gelip de harfleri bir bütün olarak göreceği, tek tek hecelemeden okuyabileceği söylendiğindeki şaşkınlık, çoğu kimse için de "hızlı okumada" yaşanmaktadır. Hızlı okuma bir tekniktir ve çalışmayı gerektirir. İstenildiğinde çok hızlı okuyabilen öğrencilerim olduğu için sizlere, imkansızı değil yapılabiliri anlatmak istedim.

Sedat Yılmaz
Türk Dili ve Edebiyatı
Öğretmeni

20 Ocak 2016 Çarşamba

Ödev vermeyelim peki, ne yapalım?

Milli Eğitim Bakanlığı yayınladığı bir genelgeyle yarı yıl tatilinde öğrencilere ödev verilmemesi gerektiğini söyledi. Genelgenin içerisinde "Yarıyıl tatilinde öğrencilerin dinlenmesi ve ikinci döneme dinlenmiş olarak gelmeleri gerektiği yönünde hatırlatma yapılarak" ödev verilmemesi gerektiği ısrarla vurgulandı.

  Peki dünyada durum nasıl? Onlar nasıl ödevler veriyorlar ya da vermiyorlar?
 - Uluslararası testlerde en başarılı olan Finlandiya’da ‘ödev vermeme yerine az ödev verme’ politikası uygulanıyor. Ülkedeki öğretmenler öğrencilere günde sadece yarım saat harcayacakları ödevler veriyor.
- Testlerde başarılı olan diğer ülkeler Japonya, Çek Cumhuriyeti ve Danimarka. Bu ülkelerde ortalama olarak haftada en az 1 saat ödev veriliyor.
- Ancak Tayland, Yunanistan ve İran gibi ülkelerin öğrencileri dünyada en fazla ev ödevi yapanların arasında olmalarına rağmen testlerde başarısız.
- ABD’de yaşları 6 ila 8 arasında değişen öğrenciler haftada 128 dakika ödev yapıyor. Ortaokul öğrencilerine ise günde 78 dakika ödev veriliyor. Buna rağmen Japon öğrenciler ABD’li öğrencilerden daha başarılı olarak biliniyor.
- İngiltere’de 5 yaşındaki öğrencilere haftada 1 saat ödev veriliyor. Ancak yaş ilerledikçe süre artıyor. 11 yaşındakiler için haftada 3 saat, 16 yaşındakiler için ise haftada 10 saat veya daha fazla ev ödevi veriliyor.
- Fransa’da ilkokul öğrencilerine ev ödevi vermek 1956 yılından bu yana yasak. Ancak yasağı dinlemeyen öğretmenler çocuklara ödev vermeye devam ediyor. Geçtiğimiz haftalarda bu duruma isyan eden bazı aileler yetkililere önlem alınması çağrısında bulunmuştu.
 "Ödev vermek" başarı için gerekli midir?
Ödev kelimesi ucu oldukça açık bir kavram. Bu nedenle de, öğretmenlerin bu kavram altında yaptıkları yorumlar, bazen öğrenciler için işkence haline dönüşebiliyor. Fakat anlatılan derslerin tekrar edilmemesi, öğrenmenin gerçekleşmesi önündeki en büyük engel olacağı da su götürmez bir gerçek.
Nicelik olarak değil de nitelik olarak "dolu" ödevler elbette kazanımları artıracaktır. Fakat klasik anlamda "okuduklarımızdan anladıklarımız" tarzında ödevler artık demode oldu ve öğrencinin ilgisini çekmiyor. Kabul etsek de etmesek de bu çocuklar "tablet nesli" çocukları. Bu çocuklara demode usullerle ödevler verir, eğitim yapmaya kalkışırsak bu çocukları kazanamayıp hemen hepsini kaybedeceğiz. Şu soruyu kendimize sormamız gerekiyor, "Üzüm mü yemek istiyoruz? Bağcıyı mı dövmek istiyoruz?
Bir gerçek var ki, geçen 10 yıl çok şeyi değiştirdi. Şimdilerde, çok küçük yaşta çocukların bile ellerinde akıllı telefonlar ve süper hızlı internetleri bulunuyor. Bir kaç saniye içerisinde ulaşabilecekleri bir bilgiyi sormanın ve bunları ezberletmeye çalışmanın kimseye bir faydası dokunmayacak. Özetle "balık tutmayı değil, artık balık yemenin bir ihtiyaç olduğunu" çocuklarımıza fark ettirmemiz gerekiyor.
Eğitim sistemi maalesef bir "yük"
MEB'in ödevler konusunda gösterdiği bu radikal çıkışın bir benzerini de sistemin geneli için bekliyoruz. Maalesef müfredatlarımız çok yoğun. Çocuklarımız bu müfredatın altında eziliyorlar. Sonuç olarak da elde kalan yine hiçbir şey olmuyor. Kuru bilgi ezberlemekten öte, uygulamaya ve pratiğe dönük bir müfredatın uygulanması doğal olarak da klasik anlamdaki ödevleri engelleyecek ve böylece de bu şekilde bir genelgeye ihtiyaç kalmayacaktır. Tekeri patlak bir otomobille giderken arabanın başka aksamlarını eleştirmek için henüz çok erken diye düşünüyorum. Öğrencileri de sisteme dahil edebileceğimiz ve "öğrenciye rağmen" bir eğitim-öğretim yapmayacağımız gün inanıyorum ki, gelecekte bizi daha güzel ve aydınlık günler bekliyor olacaktır.
Her şeye rağmen ödev şimdilik şart görünüyor.
Öğretmenlerimiz ödev veremiyor olabilir. Ama bu ailelerin ya da çocukların bizzat takip yapmayacağı anlamına gelmiyor. 2 hafta uzun bir zaman. Sadece dinlenmek ikinci dönemin başından da 1-2 haftanın kaybolmasına neden olacaktır. Nasıl ki futbolcular devre arasında kamp yapıp antrenmalarına devam ediyorlar. Öğrencilerin de dönem arasında hem çalışarak hem de dinlenerek vakit geçirmelerini tavsiye ediyorum.

Sedat YILMAZ
Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

8 Ocak 2016 Cuma

Üniversite Seçiminde Hedefin Önemi Üzerine

Ülkemizde  öğrencilerin -maalesef- neredeyse tamamı üniversite sınavına girdikten sonra aldıkları puanlara göre okuyacakları bölümleri seçiyor ya da tamamen ne seçeceğini bilmeden kendilerine bir hedef belirleyerek o bölüme uygun bir çalışma sergiliyorlar. Öğrenci, gelecekte ne yapacağı mesleğin gerektirdiği yetkinlikleri biliyor ne de kendisinin de mesleğe uygun yeteneklere sahip olup olmadığını anlamadan, alelacele mesleği seçmek durumunda kalıyor ve bunun sonucunda da gelecekteki "mutsuz" ve "başarısız" bireyler olarak karşımıza çıkıyor.
Peki, "Hedef" Nasıl Belirlenir?
Öncelikle, kendinize şu soruları sormanızı istiyorum.
Ben "Ne İş" yapmak istiyorum?
Daha sonra,
Bu işi neden yapmak istiyorum?
Devamında,
Bu işi yapmak için ne gibi yeteneğe, bilgiye sahip olmam gerekli?
Bu sorduğum sorular ışığında, başta kendiniz olmak üzere karşınızda alanının uzmanı olduğunu varsaydığınız birisini ikna edecek biçimde, yazılı olarak soruları cevaplayınız.
Uzun bir yazı olmasına gerek yok. Yeter ki "ikna" edebilin.
Eğer bu sorulara tatmin edici cevaplar verebiliyorsanız, ( hatta daha da ötesi mesleği yapan birisine yazdığınız yazıyı gösterin ve fikrini alın. Bakın bakalım o kişiyi de ikna edebiliyor musunuz? ) O zaman işte, siz hazırsınız demektir-ki emin olun- işin zor kısmını çoktan hallettiniz.
Şimdi, gelelim 2. kısma; "üniversiteler ve bölüm" seçimine,
Alt alta 10 üniversite ve bu alanı yapabileceğiniz bölümleri sıralayınız.

1. İstanbul Üniversitesi Hukuk 1. Öğretim Başarı Sıralaması: ...., ......
2.1. İstanbul Üniversitesi Hukuk 2. Öğretim Başarı Sıralaması: ...., ......
3. Marmara Üniversitesi Hukuk 1. Öğretim Başarı Sıralaması: ....., ......
...

Bu şekilde bir sıralama yaptıktan sonra,
Bu sıralamayı yakalamanız için sizin aşağı yukarı kaç net yapmanız gerektiğini hesaplayın, bir kaç farklı planınız olsun.

Plan A

Türkçe ..... net
Sosyal ...... net
Matematik ...... net
Fen ..... net

Plan B

Türkçe ..... net
Sosyal ...... net
Matematik ...... net
Fen ..... net

Plan C
...

Gelelim 3. aşamaya, "ben kaç net yapıyorum?"
Mevcut denemeden yaptığınız netleri sıralayın,

Türkçe ..... net
Sosyal ...... net
Matematik ...... net
Fen ..... net

Yukarıdaki hedef çizelgesinde nerede olduğunuz gördükten sonra, hedefinize uzaksanız "acil eylem" planı oluşturabilir, şayet hedeflerinizi yakalamış durumdaysanız performansı korumak adına bir takım önlem çabası içine girebilirsiniz. ( günlük soru çözme hedefleri, kitap bitirme hedefleri vs.)

Tüm bu saymış olduğum işlemi yapacak bir öğrencinin kazanmama ve başaramama ŞANSI bulunmuyor. Her zaman söylediğim gibi yaptığı işi "PROFESYONEL" yapan öğrenciler kazanacaktır.


Bir Eşit Ağırlık Öğrencisi Olarak Matematik Dersiyle Olan Sınavım :)

Bu başlığı açmamın temel sebebi, yıllardır gerek derslerine girdiğim öğrencilerim olsun gerek özelden bana mail, whatsapp mesajı vs. ile mes...